26 Ocak 2016 Salı

Ne var ne yok ?

Uzun zamandır gerek instagramda, gerekse blogda herhangi bir paylaşımda bulunmadım. Bunun nedenini ve nedenin getirdiği tatlı telaş hazırlıklarını içeren bir yazı kaleme almıştım. O yazım içerisinde de belirtmeme "aman maşallah" diyin de nazar olmasın dememe rağmen, ne ilginçtir ki yazıyı yayınlamamın ardından daha 15 dakika geçmemişti evde tabaklarım patlarcasına kırıldı =) Kimileri bu duruma inanır nazar der, kimileri fesat kötü kalpli kişilerin negatif enerjileri der, kimsi de inanmaz "aman tesadüf olmuştur, kazadır ne var canım" der geçer. Ben birinci gruptan oluyorum =) Ne kendime ne de başkasına nazar olsun istemem sürekli  "maşallah" sözü dilimde dolanırım. Uzun lafın kısası böyle bir hal olunca o yazımı da silmek, detaylarına dair yaptığım instagram paylaşımlarını da iptal etmek durumunda kaldım.
İçinde bulunduğum süreç sağlık açısından biraz ağır biraz zorlayıcı geçmekte. Ancak anne olabilmek daha ilk zamandan itibaren fedakarlık etmek ile başlamıyor mu zaten?
İşte hem nazar / negatif enerjiden uzak olmak adına , hem de sağlık durumumun imkan tanımamasından mola vermiştim yazılarıma, paylaşımlarıma. Gönül istiyor ki insan ,kendini mutlu eden her küçük ayrıntıyı kalpten satırlara döküp paylaşsın ki daha da çoğalıp dönsün. Fakat ne yazık, insanların ruhu öyle kararmış ki " ne kadar güzel, ne mutlu ayy maşallah " demektense ya kusur, eksik ya da açık noktalar arayıp; yapıcı değil yıkıcı yönde eleştirir olmuş. Tabi bu yapılan, eleştiriden çok; karşıdaki insanın mutluluğundan pay alıp mutlu olmak yerine benzin döküp yakmak ve bundan zevk duymak oluyor.


Buralarda olamadığım , blogumu yalnız bıraktığımı sandığım , "unutuldu belki de yazılarım" dediğim zamanlarda , bıraktığınız yorumlar, facebook sayfamdaki beğenileriniz ve yaptığım el emeği ürünler ile pasta siparişi için ulaşmaya çalışmanız, aslında satırlarımın o kadar da tozlu kalmadığını gösterip beni çok mutlu etti. Yani kalbi güzel insanlar , hem beni hem de blogumu yalnız bırakmadı =) Teşekkür ederim.
Yeri gelmişken bu konuyu da açıklayayım; keçeden yaptığım el emeği ürünler ( bebek patiği , anahtarlık vs) veya şeker hamurlu pasta siparişlerine ne yazık ki olumsuz cevap ile geri dönüş yaptım. Bir süre daha bu ricalara olumlu cevap veremeyeceğim. Ve yine bir süre daha yeni bir şeyler kaleme alamayacağım.
Ancak ruhu güzel kalbi güzel okuyucularım, blog arkadaşlarım beni yine yalnız bırakmayacak buna inanıyorum. Lütfen o güzel kalbinizden güzel dualar ile bana destek olmayı da ihmal etmeyin. İnşallah yorucu olan bu tatlı telaş aşamaları hafifleyince detaylar ve bol fotoğraf ile yeniden yazılarımla ulaşırım sizlere.
Sevgiler...
Devamını oku...

13 Ekim 2015 Salı

Niloya Pastası

Çok karışık ve üzücü bir süreç yaşamakta ülkemiz. Endişeler tüm temiz kalplerde hep aynı, yarınları ne olacak masum çocuklarımızın. Dünyadan ve kötülüklerinden bir haber ; tek istekleri biraz daha şekerleme, daha uzun süre oyun zamanları, daha büyük dondurma topları, rengarenk balonlar ve oyuncaklar olan günahsız melekler ne anlasın terörden, silahtan savaştan. Anlatılmaya çalışılsa bile nice yetişkinlerin mantığını, bakış açısını ezip geçebilecek basit, gerçek, doğru sorular ile aslında hayatın ne olduğunu, insaniyeti sorgulattırabilirler.
 Bence insan olmanın , empati yapabilmenin , hep birlikte mutlu yaşayabilmenin anahtarı çocuklardadır. Koyu karanlık okyanus kenarlarındaki fener gibidirler onlar. Aslında işte tam da bu yüzden , insan içindeki çocuğu asla öldürmemelidir. Kaç yaşına gelirse gelsin pamuk şeker görmek yine yüzünü güldürebilmelidir, griler siyahlar değil rengarenk seçebilmelidir kıyafetlerini, ne derler diye umursamadan kahkaha atabilmelidir. Elindekileri paylaşınca daha mutlu olunduğunu; çocukken pastanın arta kalan kremasını kaptan kardeşleri ile parmaklarıyla sıyırmaya çalışırkenki mutlu anlarını anımsayıp aklında bulundurmalıdır. 
Çok üzülüyorum , ama çok da içine dalamıyorum dahil olamıyorum yaşanılanların. Duygusal olan halim , empatimi güçlü kılan hayal gücüm ne zaman ki 1 yerine 2 can taşımaya başladımsa daha bir artış gösterdi. En basit bir reklam, bir dizideki , filmdeki replik dahi saatlerce ağlatabilir oldu beni. Haberlerde gördüklerim ve duyduklarımda halimi tahmin dahi edemezsiniz.. Bu nedenle uzak duruyorum televizyondan , mecburen soyutluyorum kendimi. Tek diyebileceğim; nefes alabildiğimiz cennet köşesi topraklarımızdan kopmamak için, gülüşleri melekleri sevindiren çocuklarımızın geleceği için, daha fazla anne ağlatmamak için en önemlisi de insan olabilmek için lütfen tüm bu kötülüklere, şeytani düşmanlık tohumlarına yüreklerinizde yer vermeyin. 


Geçtiğimiz pazar, 11 Ekim biricik yiğenim Ela 'nın doğum günüydü. Annesi benden pastasını yapmamı rica ettiğinde hemen kabul ettim :) Birinci yaş gününde de yapmıştım merak edenler buradan o kutlamanın hazırlık detaylarına ulaşabilirler. 
Ela'cığım ilk pastasını her ne kadar anımsayamayacak olsa da bu defa biraz daha hatırında kalacaktır. Benim için en önemli olan şey , pastayı gördüğü andaki mutluluğuydu. 
Her çocuk gibi o da çok seviyor çizgi filmleri, ancak izlemesine izin verdiklerimizi ve izleme süresini kısıtlı tutmaktayız. Doğru olanın da bu olduğu düşüncesindeyiz. Ne yazık ki her çizgi film , sırf çizgi film olduğu için her çocukça izlenebilinecek doğrulukta değil. Canavarlar, cadılar, silahlar, savaşan düşmanlar, arkadaşına kötülük yapan karakterler, ebeveynlerine karşı gelen çocukların yer aldığı çizgi filmler ne kadar hasar bırakıyor aslında o tazecik beyinlerde. İşte Ela'nın da anne ve babası tarafından onaylanıp, izlemesine izin verilen bir çizgi film karakteri olan Niloya da 4. yaş doğum günü kutlamasında konumuz oldu, tabi Ela 'nın tercihi ile.
Pastayı gördüğü anda tam dili dönmese de " liloya liloya " diye sevinmesi en güzel hediyeydi. Masa başına geçip;  pastaya , Niloya' ya hayran bakıp , narince dokunması, tebessümü ve fotoğrafta da görebileceğiniz yamuk dizimli mumları heyecan ile yerleştirmesi... Nice uzun, mutlu, huzurlu, sevgi dolu yılların olsun halacığım inşallah. 


Pasta yapmayı blogumu okuyanlar, fotoğraf çekmeyi de instagram hesabımı takip edenler çok sevdiğimi bilir. Eğer şeker humurlu Niloya pastası yapmayı düşüneniniz olursa ve benim gibi benzemesi konusunda titiz iseniz kesinlikle biraz zorlanmaya hazırlanın. Çünkü Niloya karakteri ; başı gövdesine göre oldukça büyük çizilmiş bir özellikte. Bu durumu şeker hamuruna aktarınca dengede durması hayli zor olan bir model çıkıyor. Nette bir çok Niloya pastası gördüm, ancak ben onlar gibi yalnızca elbisesi benzeyen bir bebek yapıp Niloya diyerek kandıramazdım kuzucuğumu. Maşallah  yanlış , eksik ne ise dürüstçe söylemekte. Öyle olmasa dahi dediğim gibi ben çok titizim bu konuda. Misal, eşimin doğum gününde sürpriz olmasını istediğim için ben yapamadım pastasını, sonuçta ya yaparken ya da buzdolabında muhafaza ederken evde görebilirdi. O nedenle bir pastaneye , ki Adana 'nın en iyilerinden biridir, sipariş vermiştim. 10 kişilik bir pasta ( oldukça küçük) ve üzerinde araba demeye bin şahit ister bir cisim ve ödediğim ücret aklıma geldikçe sinirleniyorum. Sebep şu ; koskoca bir şehirde isim duyurmuş bir kurumsunuz, içinizde bir çok ustanız yardımcıları ile çalışmakta, elinizin altında her türlü imkan ve alet mevcut , alınan ücret de "hiç az değil" bunlara rağmen gönderilen sonuç hüsrandı.


Bana da pasta isteği geliyor , yalnızca malzeme masraflarını söylediğimde dahi garip karşılanıyor. Bir gün sırf bu garip tepkiler için kullandığım malzeme fotoğraflarını buraya yükleyeceğim. Kullandığım vanilya, kabartma tozu vs türü ürünler Dr.Oetker, sıvı krema ithal , fıstıklar bütün ve bol şekilde. Hepsinden önemlisi istenilen karakterlerin benzetilmeye çalışılmasındaki el emeğim, zamanım hiçe sayılmak istendiğinde öfkeleniyorum. Pastaneler ile bir tutulmaya çalışmak da cabası. Butik pasta ; bireyin evinde hazırladığı emek verdiği ürünlerdir. Pastanedekiler gibi topluca pişirilen keklerden oluşturulmaz, sizin isteğiniz doğrultusunda size özel , bir adet hazırlanır. 


Her neyse fazla gerginleşmeye gerek yok, sakin kalmalıyım :) Yine de çoğu konuda olduğu gibi ne yazık ki bizim insanlarımız işin içine girmedikçe el emeği nedir , değeri ne kadardır hiç bilmiyor saygı göstermiyor bunu da söylemeden geçemeyeceğim.


Ela kuzucğumun pastasının yapımında bazı aşamaları fotoğrafladım, onlara da yer vermek istiyorum.


Kekin katlandırılması aşaması. 


İç harcın yayılıp ara malzemelerin ilave edilmesi aşaması.


Katların birleştirilip pastanın temel gövdesinin oluşturulması. Şimdi " Ayy boşluklar var " diyebilecek pasta yapımı ile alakası olmayan fesat kişiler için de şu açıklamayı yapayım. Aradaki krema pasta üzerine ağırlık binip yerleştiğinde kenarlardan çıkmaya başlar. Ayrıca pastanın kenar sıvamasında bu boşluklar da ekstradan krema ile dolar. Zaten pasta diliminin yer aldığı fotoğrafa bakınca hiç bir boşluk olmadığını , kalmadığını görebilirsiniz. 
Yazımın başında da belirttiğim gibi, kalbinizin temiz ve iyi düşüncelerle dolması dileklerimle mutlu haftalar.

Devamını oku...

13 Ağustos 2015 Perşembe

Geri Dönüş


Merhaba , merhaba , merhabaaaaa  =)  Ne de çok özlemişim blogumu, bloglarınızı okumayı. Telefondan bağlanıp okumalardan, blogcuları instagramdan takip etmelerden, o küçük mobil ekrandan yakalayamadım bir türlü bilgisayar ekranındaki akıcı blog ortamını. Teknoloji , eski hayatlarımızdan çok şeyler alıp götürdü evet, ancak internetin, sanal ortamın cep telefonlarında oldukça yaygınlaşması bence en çok blogları olumsuz etkiledi. Fazla değil 1 yıl öncesinde  hangi blog ne yazmış, kim neler anlatmış, hangi konuya değinilmiş nasıl da takip ederdik bilgisayar ekranlarımızda. Çok daha fazla emek vardı, çek fotoğrafı altına yaz iki satırı değildi. Tecrübeler , fikirler, tavsiyeler, deneyimler daha uzun cümleler açıklamalar ile daha aydınlatıcı şekilde ve bence daha uzun süre tüketime müsait olarak yer alıyordu blog sayfalarında. Şimdi minik ekranlardaki kısıtlı fotoğraf boyutları ile çabucak kaybolan bilgiler veriliyor. Ne yazık ki blog yazan birisi olarak günü, gündemi, hayatın akışını takip edip, ayak uydurabilmek adına ben de yer aldım instagramda. Ancak paylaştığım fotoğraflar ; fotoğraf aşkı ile çekip yayınladıklarımdan ibaret. Ne özel hayatıma yani günlük yaşantıma yönelik, ne de blogdaki paylaşımlarım gibi değiller. İşin bir diğer kötü yanı bir çok blog yazarı gibi instagram ortamı benim blogumu da uzun bir sessizliğe , durgunluğa sürükledi. Dilerim bu ağır , kasvetli havadan, tozlarından bir an önce kurtulur blogcular ve yeniden hızlı akışlar ile yenilenir sayfalar.


Ah ah çok zaman geçti, bu zaman içinde de bir çok gelişme oldu elbette ama blog yazmanın bir eksi yönü de yazılmayan konuların bir süre sonra detay eksilmelerden kaynaklı yazılamaz hale gelmesi. O nedenle geri dönüş yapıldığında mecburen en güncel en net detaylı olan noktadan devam edilir yazılara.
Sakin , ruh yenileten , ilaç gibi gelen bir tatilden döndük ve oldukça yoğun bir çalışma  sezonu ardından , geçen yaza göre daha iyi geldi bu tatil dedi eşim de . Aynı fikirde olabilmek çok güzel çünkü ; sanırım en güzel tatil insanın kafasını dinleyebilmesi , ruhunu deşarj edebilmesi mekanın , nerede olduğunuzun pek bir önemi kalmıyor gerisinde.
Biz yine Çeşme dolaylarındaydık. Ama dediğim gibi insan sevdiği ile yan yana , el ele , düşüp sokaklara bir de rengarenk fotoğraflar çekebilme şansını elde etmişse değmeyin keyfine. Ortam rahat, kafa dingin olunca geri dönüşte daha bir netleşti kafamızdaki soru işaretleri ve " acaba? " dediklerimize cevaplar bulduk.


Tatile gittik geldik ama biliyor da olsak nasıl bir sıcak ile karşılaşacağımızı Adana'ya dönüşte " oooo bu nasıl bir sıcaktır " demekten ve kendimizi klimalı odalara atmaktan alıkoyamadık. Döndüğümüz zaman eşimin izin gününden bir kaç gün daha olacaktı ve sağ olsun daha Çeşme 'deyken plan yaptı, benim teklif dahi etmeme gerek bırakmadan " Adana'ya dönüşte o sıcakta kalmayalım, bir iki günlüğüne de olsa lütfen sizin yaylaya kaçalım." diyince ben de kabul ettim. Deniz güzelliğinden dönüp bir de yayla keyfi yapıp tatili bitirdik.
Amaaaaa burada anlatmadan geçemeyeceğim bir aksilik de yaşadık. Adana' ya döneceğimiz zaman öğlen sıcağına kalmayalım diyerek sabah 6.50 uçağına bilet almıştık uzun zaman öncesinden. Çeşme İzmir havaalanı arası biraz zaman aldığı için 6.50 uçağına yetişmek adına saat 4 servisine yetiştik ve bunun için 3 gibi uyandık. Havaalanına uçuştan önce varıp check-inn yaptıktan sonra biniş zamanımızı bekledik. Sonrasında tam uçağa biniş zamanı geldiğinde rötar olduğu duyuruldu ancak kaç dakika kaç saat olduğu belirtilmedi. Olabilir dedik, bekledik doğal olarak. Yarım saat, 1 saat, 2 saat, 3 saat, 4 saat tamı tamına 4,5 saat havaalanında doğru düzgün bir açıklama yapılmadan sandalyeler üzerinde planlarımızı işlerimizi ertelemek zorunda kalarak bekledik. Ve öğlen sıcağına kalmayalım derken tam da güneşin en tepede olduğu vakit gelebildik Adana'ya.
Her zaman aynı hava yolunu tercih ederdim ancak artık bir daha o firmayı tercih etmeyi düşünmüyoruz.
Olumsuzlukları bir kenara bırakalım ve yeniden kavuştuğumuza sevinelim değil mi =) Yeniden merhaba, yeniden hoşgeldiniz bloguma.

Devamını oku...

1 Mayıs 2015 Cuma

Donut


 Yabancı filmlerde , çizgi filmlerde sıkça gördüğümüz ve çocuk dünyamızda bir zamanlar aklımızı meşgul etmiş bazı yiyecekler vardır.  Ki bunlar eskiden bilgiye bu denli rahat ulaşılan imkanlar olmadığı için birer bilinmez olarak kalmıştır. 
Annelerimiz bile bir misafirlikte yiyip beğendikleri lezzetlerin tarifini kağıtlara yazar ve o kağıtlar birer hazine değeri taşırdı. 
Kimi zaman da eğer şanslıysanız gazetenin verdiği tarif eklerini almaya yetişebilirdiniz. Tabi o ekler de ganimetler arasındaki yerini alırdı. Misal annemin 3 - 4 adet tarif kitapçığı vardı ve bazen açıp o tariflerdeki özenli sofralara yerleştirilmiş süslü tabaklardaki yiyeceklere bakardım. Ve düşünürdüm "Annem bu yiyecekleri yapmıyor ki peki neden o zaman kitapçıklar var?" 
Ne zaman ki büyüdüm ve bir şeyler pişirebilir oldum işte o zaman kitapçıklardaki tarifleri uygulamaya başladım. 
Uzun lafın kısası çocukluğuma dair bir soru işareti olan donut konusunu da sonunda bu leziz tatlıyı pişirerek yok etmiş oldum. 
Eşim de çok beğendi hatta " Bu tatlıyı pişirerek hiç iyi bir şey yapmadın sen, çünkü bundan sonra hep isteyebilirim. "dedi.
Yani tat onayından geçmiştir , uygulayabilirsiniz =)



Malzemeler 
1 su bardağı ılık süt 
1paket instant maya 
Yarım su bardağı şeker 
3 yemek kaşığı tereyağ 
1 paket vanilya
1 adet yumurta
Bir çimdik tuz
3,5 veya 4 su bardağı un 
( un miktarı yumurta büyüklüğüne tereyağınızın türüne göre değişebilir. Bu nedenle unu azar azar eklemelisiniz.)

Üzeri için 
Çikolata (donutlar piştikten sonra benmari usulü erittim)
toz şeker - tarçın karışımı (miktarı tercihinize göre değişebilir.)
(Veya dilediğiniz herhangi bir malzeme ile süsleyebilirsiniz.)

Kızartmak için sıvıyağ



Unun 2 bardak kadarını hamuru yoğuracağımız kaba eleyip instant mayayı da ekleyip karıştırıyoruz.  Şekeri de bu toz karışıma ilave edip harmanlıyoruz. Ve bu malzemelerin ortasında bir çukur oluşturup içerisine eritilmiş ılımış tereyağ ile ılık süt döküp yoğuruyoruz. Sonrasında yumurtayı da kırıyoruz. Bu aşamadan sonra kalan unu , elinize yapışmayacak, çok sert olmayan, mayalandıktan sonra yoğurulmaya ve merdane ile açılmaya müsait bir kıvama gelene dek azar azar eleyerek ekliyoruz. Başta da belirttiğim gibi malzemelerinizin özelliklerine göre un miktarı değişebilir. 
Hamur hazır olduktan sonra hemen bir sofra bezine veya havluya sarıp hacmi iki katına çıkana dek mayalatıyoruz.
Mayalanan hamuru yoğurup toparlıyoruz. Un serpiştirdiğimiz tezgahta  1 cm kadar kalınlıkta açıyoruz. Bir kenara da tepsi büyüklüğünde yağlı kağıdı seriyoruz.  Açtığımız hamurdan varsa donut kalıbı ile, yoksa geniş ağızlı bir su bardağı ve şişe kapağı ile donutları kesiyoruz. 
Kestiğimiz donutları yağlı kağıda aralıklı şekilde diziyoruz.  Ki bu aralıklardan makas ile kesip kare kağıtlar üzerinde pişmeye hazır donutlar elde edeceğiz. Kesip hazırladığımız donutlar 15 dk kadar daha mayalanmaya bırakılır. Ardından kızgın yağda orta veya kısık ateşte ( ocak gücümüze bağlı) her iki tarafını kızartıyoruz. Bu kısımda önemli olan nokta donutları elimizle alıp yağa atmamak. Yağlı kağıtların ucundan tutarak yağa bırakmak ki sonrasında hemen yağdan kağıtlar alınabilmekte.Sıcakken şeker tarçın karışımına buluyoruz. Bir kısmını da ılıyınca benmari usulü erittiğimiz çikolataya batırıyoruz.
Ardından dilediğiniz zaman afiyetle yiyorsunuz 


Devamını oku...

6 Nisan 2015 Pazartesi

Portakal Çiçeği Karnavalı


Adana'nın en güzel zamanlarından birisidir; baharın gelişi ile portakal çiçeklerinin kokusunun etrafa yayıldığı günler. Bu zamanı konu edinerek Türkiye'nin ilk sokak karnavalının 3.sü düzenlendi bu yıl. İlk ikisine dahil olamamıştım ancak bu defa bir fırsat bulup gidebildim. 
Genel anlamda herkesin çok eğlendiğini belirttiği ve bir kaç güne dağılmış olan etkinliklerde, evet benim de yüzümü güldüren şeyler oldu.Yayınlanan fotoğraflara, yapılan yorumlara bakıldığında %85 oranında insanların memnuniyeti söz konusu. Fakat "yanlış anlaşılmazsa" ben, organizasyonun olumsuz yönlerine - onarılması, düzeltilmesi- ümidi ile dikkat çekmek istiyorum.  Belki okuyan ve bu aksaklıkları değiştirip çözüm bulabilecek birileri olur diyerek.


Belki bizim bulunduğumuz nokta nedeni ile belki hava şartları nedeni ile bilemiyorum ancak ciddi anlamda bir karışıklık vardı ortamda.
Birbirimizden habersiz annem ile kortejin farklı yerlerinde iki farklı durum yaşamışız. Şöyle ki; annemin çektiği fotoğraflarda kendisi konvoyun, kortejin başlangıç kısmında olduğu için; cidden bir düzen hazırlık yapıldığı fark ediliyor. Ancak eşim ve benim olduğum yerde insanlar sürekli şu şekildeydi " Kortej ne taraftan yürüyecek? Neden ilerleme yok? Ne zaman başlayacak?" İnsanlar yolun bir sağına bir soluna geçiyor kopuk kopuk gelen grupları yakalamaya çalışıyordu.


Karnaval konvoyunun toplanma saatinden 40- 45 dakika önce şiddetli bir bahar yağmuru başlayınca herkes sığınacak bir yer aramıştı. Buna rağmen o yağmurda yürümeye çalışan karnaval görevlileri de oldu, tebrik ederim kendilerini. Yağmur dindikten sonra insanlar yol kenarlarına geçip korteji beklemeye koyulmuştu ama dediğim gibi bir düzensizlik vardı. Aslında bundaki en büyük etkenlerden birinin insanlarımızda hastalık boyutuna ulaşan selfie çekilme çılgınlığıydı. Konvoy ilerlemek istiyor ancak kaldırımdan yola inen hatta yolu kapatan insanlar gelen her kortej grubunu durdurup selfie çekilmeye çalışınca hiç bir şey ilerleyemez oldu. Düşünün ki mehter takımı geliyor, takımdaki görevliler durduruluyor ve "Bir fotoğraf çekilebilir miyiz?" deniliyor. Bu bilinç çok yanlış. Bu konuda hem fikir olan bir çok kişiyi karnaval dönüşü yolda yürürken duydum ve hep aynı durumdan şikayetçilerdi; "Bir düzen yok, plansızlık, karışıklık." . Olması gereken kortej için güzargahların net olarak belirlenip gidecekleri yol üzerine bariyer veya şeritler koyulması ve ilerlemenin aktif şekilde sağlanmasıdır. Çektiğim fotoğraflarda olabildiğince net sonuçlar elde etmeye çalıştım ancak yukarıdaki ikinci fotoğrafın sağ ve sol kısımlarına bakarsanız mehter takımındaki görevlilerin nasıl bir insan kalabalığı ve karmaşası içerisinde ilerlemeye çalıştığını anlayabilirsiniz. Araçlar, motosikletler, gruplar ilerlemeye çalışırken;  ellerinde simit aheste aheste sanki hiç bir şey yokmuş da gezintiye çıkmış gibi yolun karşısına geçerken konvoya engel olan insanlar ... 


Belirsizlik ve karmaşanın önlenmesi adına kortejin ilerleyeceği güzergahların bir kroki veya harita yardımı ile netleştirilmesi çok faydalı olabilir. Ayrıca onca karmaşanın içerisinde bir de bakıyorsunuz ki şahsi araçlar halen geçiş bölgesinde normalmiş gibi yol alıyorlar. Açık olmaması gereken yolların trafiğe açık olması bol sinir bozucu tıkanıklıkları da yaşatıyordu. 
Rahatsız eden ve yine herkesin hemfikir olduğu konulardan birisi de şuydu. "Biz karnaval izlemeye geldik, ancak reklamları izleyip geri döndük."  Elbette reklam da yer alacak, şehre, belediyeye, etkinlikte görev alan çalışanlara gelir elde edilecek. Ancak 5 grup geçişinde bir reklam olması, her grubun reklam içermesinden çok daha hoş olabilir. Karnaval denilince akla renkli kostümleri , çeşitli dans gösterileri ve müzikleri ile grupların ilerleyeceği, çevredeki insanların da bu görsel şöleni izleyip eğleneceği, sakince fotoğraflarını çekip mutlu olacağı güzel bir ortam geliyor. Ancak çok fazla firma ve özel okulun özensiz, düzensizce yürüyüp geçtiği bir konvoy, çevreyi hayli rahatsız etti. Karnavalların yurt dışı örneklerine bakıldığında kortejin, konvoyun; her grubu kendi müziği eşliğinde ,gösterişli kostümler ile belli bir koreograf dahilinde danslarını yaptığı ve bu şekilde ilerlediği görülmekte. Ayrıca neden yalnızca özel okullar ağırlıktaydı? Yani devlet okullarımızdan da çok başarılı etkinlikler çıkarılıp dahil edilebilirdi.
Düzen, planlama, kurallara uyma, reklamı azaltma gibi konular çözüldüğünde çok daha güzel bir karnaval elde edileceği kanısındayım.
Tüm bunların dışında şehrin çeşitli yerlerinde ; okuduğum, duyduğum, öğrendiğim kadarı ile yapılan etkinlikler memnun edici düzeyde. Herkes mutlu. Tabi ki insan her yerde aynı anda bulunamıyor ben bulunduğum noktadaki eksiklikleri değerlendirdim. Zaten onlar da çözüme ulaşırsa memnuniyet oranı %95 lere yükselecektir.
Ve de bir ricamı dile getirmek istiyorum, lütfen bu şekilde, insanlara engel teşkil edebileceğiniz ortamlarda daha az selfie çekillin. Ya da en azından düzeni bozacak şekilde, akışı engelleyecek şekilde yol keserek yapmayın bunu.
Herkese mutlu haftalar.
Devamını oku...