8 Mart 2016 Salı

Doğum Fotoğrafçım

Veeeee Mekila bloguna geri döner =) Ne de çok özlemişim bilgisayarımı, klavyeden ekrana düşen cümlelerimi ve onların sizin pencerenize ulaşmasını. Uzun zamandır görüşemediğim yakın dostlarım ile kucaklaşıp , Türk kahvesi eşliğinde hasret gidermek gibi şu satırları yazmak. Ama hayatta her şey insanlar için, ayrılıklar olsun elbet , fakat her daim böyle tatlı , güzel nedenler uğruna olsun. Önceki yazılarımı okumamış olanlar merak edecektir ;  bu uzun ayrılığın sebebi olan tatlı neden ; minik bir beyefendinin annesi olmuş olmamdır =)
9 aylık emek , fedakarlık , kimi zaman zorluk dolu süreç sonunda 1 Şubat günü bebeğime kavuştum. Bu tarih benim için daha önce de kendi doğum günüm olması nedeniyle anlam içerirken , artık Allah'ın bana verdiği en güzel doğum günü hediyem nedeniyle daha güzel, daha büyük , daha mutluluk verici bir anlam içerir oldu. Binlerce kez şükürler olsun, Maşallah .
Çocuğunuz ile aynı tarih doğmanın tek bir kötü yanı ; kendi doğum günü kutlamalarınızın pabucunun büyük ihtimal dama atılacak olmasıdır =) Artık oğlumun doğum günü pastaları kenarına iliştireceğim bir adet mum ve "Anneciğim ben de hüüüüffffleyebilir miyim?" soruları ile yetineceğim sanırım =) Olsun , en güzel hediye en güzel kutlama onun bir gülüşüdür benim için.
Benim anlatacağım, sizin de merak ettiğiniz bir çok detay var biliyorum.Bu defa sondan başlayalım bakalım =)
İnstagram hesabımı veya facebooktaki fotoğraf sayfamı takip edenlerinizin bildiği üzere amatörce de olsa fotoğraf ile ilgilenmekteyim. Gerek doğaya dair, gerek yaptığım el emeği ürünlere dair ve gerekse çevremdeki kişilerin fotoğraflarını karelemek olsun kendimi geliştirmek adına ve sevdiğim için çektiğim bir çok fotoğraf bulunmakta. Ancak söz konusu kendi bebeğinizin doğum fotoğraflarını çekmek olunca ve cep telefonlarındaki gibi selfie çubuğunu profesyonel fotoğraf makinelerine monteleyip doğum anınızı çekemeyeceğinize göre  "Terzi, söküğünü dikemez." demek durumunda kalıyorsunuz.
Bebeğini dünyaya getirdiği o an ,  her anne olacak kişi için ne kadar önemli bir an ise elbette benim için de öyleydi ve kontrolüm dahilinde olmayan veya göremeyeceğim, kaçıracağım anları profesyonel bir göz ile yakalamak , kalıcı kılmak istiyordum."  Doğum fotoğrafım olsa ne olur olmasa ne olur " diye düşünenler de vardır içinizde elbet fakat ben, kendi bebeklik veya çocukluk fotoğraflarıma her baktığımda "Ebeveynlerim iyi ki de onlarca film alıp, fotoğraflar çekip, tab ettirerek  zamanı dondurmayı, anıları somutlaştırmayı ihmal etmemişler." diyorum. Günümüzde fotoğraf çekmek , artık herkes için , telefon ekranındaki küçük bir noktaya dokunmak kadar kolay gibi görünse de aslında anıları tüketip siliyoruz. Dijital dünyanın, teknolojinin bu denli gelişmesinin en kötü yanlarından birisi de bu. Güzel bir gülüş, bir hatıra yakalanıyor ve dijital aletler ile dijital dünyaya hapsediliyor, kimi zaman ise telefon galerilerinde unutulup "Yeterli hafıza yok, yer açılsın mı?" sorusu karşılığında silinip gidebiliyor. İşte bu nedenle ne kadar çok gelişirse gelişsin teknoloji , ben yine de fotoğrafların kaybolmayacak, yer açılması için silinmeyecek minik kartonlara basılıp albümler halinde nesillere, anılara kalmasından yanayım.
Kendim yaşayıp mutlu olduğum bir konuda eğer mümkün ise imkanlar el veriyorsa neden bebeğim için de bir şeyler yapmayayım dedim. Yani benim doğduğum zamanlar tabi ki fotoğraf makineleri bu kadar yaygın değilmiş; ya siz gidermişsiniz fotoğrafçının stüdyosuna ya da onu çağırırmışsınız eve bebeğinizin fotoğrafını çektirmek adına. Şimdi ise kolayca ve profesyonelce bu dileğiniz gerçekleşebilecekken neden es geçilsin ki ?
Biz de eşim ile es geçmek istemedik ve şimdi dönüp sonuca baktığımızda doğru karar vermişiz demekteyiz. Bu doğru karar için ise epey bir zaman araştırma yaptım. Az çok da olsa sahip olduğum fotoğrafçı bakışı ile baktım diğer fotoğrafçıların deklanşör sonuçlarına. Başta her insan gibi ben de " Sonuç güzel olsun fotoğrafçı kim olursa olsun " düşüncesi ile başladım araştırmalarıma. Ancak daha sonra deneyimlerini yazan kişilerden ve okuduğum yazılardan kaynaklı olarak doğum anı çekimlerinde fotoğrafçınızın desteği , ilgisi , yönlendirmesi , psikolojik etkisi gerçekten önemli bir unsurmuş. Tüm bu faktörleri değerlendirince doğum öncesi, sırası ve sonrasını fotoğraflaması için Hande Ürkmez hanım ile iletişime geçtim. Daha ilk anda telefondaki sıcak kanlı konuşması ile açıklamalar yapması, benim gibi ince eleyip sık dokuyan birinin sorularına bıkmadan yorulmadan cevaplar vermesi doğru seçim yönünde ilerlediğimin birinci kanıtı olmuştu bile.


Doğum fotoğraflarının çekilmesi için vizör ardındaki profesyonel gözlerin sahibinin de anne olması ; o anda hangi detayların yakalanması gerektiğinin çok iyi farkında olunmasını sağlayan artı bir unsur elbette. Ve bu unsur elde edilecek sonuçların, fotoğrafların iyi olacağına dair insanda, fazladan bir iç rahatlaması sağlamakta. Çünkü sizden bir kaç adım önde olan hemcinsiniz ; daha siz dile getirmeden gerek doğum zamanı gerekse çekime dair aklınızdaki sorulara cevaplar vererek stresinizin büyük oranda azalmasını sağlamakta. Öyle ki Hande hanım gelene dek oldukça tedirgin, gergin , sessiz bekleyiş halindeki hastane odamız, kendisinin gelişi ile bol neşeli bir hale geldi. Yani ben kendi açımdan doğum öncesi tüm korku ve streslerimi Hande hanımın sayesinde çok büyük oranda attım. Hastane odasında size eşlik eden kişilerden birinin , doğum anında da yanınızda olacağını bilmek ise fotoğraf çekimi konusunu çoook çok aşan, psikolojik destekle alakalı bir nokta. Bu yönden de Hande hanıma yeniden teşekkür ederim =)


Heyecan, merak ,mutluluk dolu ; hayatımızın yeni bir dönemini başlatan, evladımızın doğum zamanı, yaşadık gördük desek de Hande hanımın çektiği fotoğraflara baktığımızda " Ne de çok detay varmış fark etmediğimiz, aslında ne de farklı görünmekteymiş baktığımızı sandıklarımız. " dedirtti bize. Fotoğraflarımıza kavuştuğumuzda daha da büyüyerek yine yeniden yaşadık o sevinci . Şimdi yıllarca kalacak, inşallah büyüdüğünde bebeğimize hatıra olacak duygu dolu çoooook güzel  bir arşivimiz var. Bunun için Hande hanıma ; harcadığı emekler ayırdığı zaman adına teşekkür ederiz. Yeniden daha başka nice güzel günlerde yine birlikte çalışmak isteriz.


Eğer sizler de Adana ' da bebeğinizin özel günlerinin veya doğumuna dair anlarının kalıcı olmasını sağlayacak ; kaliteli, güvenilir, duygu ile işlenmiş fotoğraflarına sahip olmak isterseniz, kendi adıma kesinlikle Hande Ürkmez 'i tavsiye ederim =) Gönül rahatlığı ile iletişime geçip , bu güzel ve önemli anların özenle titizlikle yakalanıp somutlaştırılarak hatıralarınıza eklenmesini sağlayabilirsiniz.
Kendisinin çalışmalarına, çekimlerine dair daha fazla fotoğrafa, detaylara ve iletişim bilgilerine şuradaki web sayfasından  ve facebook sayfasından  ayrıca instagramda da @handeurkmezphotography profilinden ulaşabilirsiniz. 


Devamını oku...

26 Ocak 2016 Salı

Ne var ne yok ?

Uzun zamandır gerek instagramda, gerekse blogda herhangi bir paylaşımda bulunmadım. Bunun nedenini ve nedenin getirdiği tatlı telaş hazırlıklarını içeren bir yazı kaleme almıştım. O yazım içerisinde de belirtmeme "aman maşallah" diyin de nazar olmasın dememe rağmen, ne ilginçtir ki yazıyı yayınlamamın ardından daha 15 dakika geçmemişti evde tabaklarım patlarcasına kırıldı =) Kimileri bu duruma inanır nazar der, kimileri fesat kötü kalpli kişilerin negatif enerjileri der, kimsi de inanmaz "aman tesadüf olmuştur, kazadır ne var canım" der geçer. Ben birinci gruptan oluyorum =) Ne kendime ne de başkasına nazar olsun istemem sürekli  "maşallah" sözü dilimde dolanırım. Uzun lafın kısası böyle bir hal olunca o yazımı da silmek, detaylarına dair yaptığım instagram paylaşımlarını da iptal etmek durumunda kaldım.
İçinde bulunduğum süreç sağlık açısından biraz ağır biraz zorlayıcı geçmekte. Ancak anne olabilmek daha ilk zamandan itibaren fedakarlık etmek ile başlamıyor mu zaten?
İşte hem nazar / negatif enerjiden uzak olmak adına , hem de sağlık durumumun imkan tanımamasından mola vermiştim yazılarıma, paylaşımlarıma. Gönül istiyor ki insan ,kendini mutlu eden her küçük ayrıntıyı kalpten satırlara döküp paylaşsın ki daha da çoğalıp dönsün. Fakat ne yazık, insanların ruhu öyle kararmış ki " ne kadar güzel, ne mutlu ayy maşallah " demektense ya kusur, eksik ya da açık noktalar arayıp; yapıcı değil yıkıcı yönde eleştirir olmuş. Tabi bu yapılan, eleştiriden çok; karşıdaki insanın mutluluğundan pay alıp mutlu olmak yerine benzin döküp yakmak ve bundan zevk duymak oluyor.


Buralarda olamadığım , blogumu yalnız bıraktığımı sandığım , "unutuldu belki de yazılarım" dediğim zamanlarda , bıraktığınız yorumlar, facebook sayfamdaki beğenileriniz ve yaptığım el emeği ürünler ile pasta siparişi için ulaşmaya çalışmanız, aslında satırlarımın o kadar da tozlu kalmadığını gösterip beni çok mutlu etti. Yani kalbi güzel insanlar , hem beni hem de blogumu yalnız bırakmadı =) Teşekkür ederim.
Yeri gelmişken bu konuyu da açıklayayım; keçeden yaptığım el emeği ürünler ( bebek patiği , anahtarlık vs) veya şeker hamurlu pasta siparişlerine ne yazık ki olumsuz cevap ile geri dönüş yaptım. Bir süre daha bu ricalara olumlu cevap veremeyeceğim. Ve yine bir süre daha yeni bir şeyler kaleme alamayacağım.
Ancak ruhu güzel kalbi güzel okuyucularım, blog arkadaşlarım beni yine yalnız bırakmayacak buna inanıyorum. Lütfen o güzel kalbinizden güzel dualar ile bana destek olmayı da ihmal etmeyin. İnşallah yorucu olan bu tatlı telaş aşamaları hafifleyince detaylar ve bol fotoğraf ile yeniden yazılarımla ulaşırım sizlere.
Sevgiler...
Devamını oku...

13 Ekim 2015 Salı

Niloya Pastası

Çok karışık ve üzücü bir süreç yaşamakta ülkemiz. Endişeler tüm temiz kalplerde hep aynı, yarınları ne olacak masum çocuklarımızın. Dünyadan ve kötülüklerinden bir haber ; tek istekleri biraz daha şekerleme, daha uzun süre oyun zamanları, daha büyük dondurma topları, rengarenk balonlar ve oyuncaklar olan günahsız melekler ne anlasın terörden, silahtan savaştan. Anlatılmaya çalışılsa bile nice yetişkinlerin mantığını, bakış açısını ezip geçebilecek basit, gerçek, doğru sorular ile aslında hayatın ne olduğunu, insaniyeti sorgulattırabilirler.
 Bence insan olmanın , empati yapabilmenin , hep birlikte mutlu yaşayabilmenin anahtarı çocuklardadır. Koyu karanlık okyanus kenarlarındaki fener gibidirler onlar. Aslında işte tam da bu yüzden , insan içindeki çocuğu asla öldürmemelidir. Kaç yaşına gelirse gelsin pamuk şeker görmek yine yüzünü güldürebilmelidir, griler siyahlar değil rengarenk seçebilmelidir kıyafetlerini, ne derler diye umursamadan kahkaha atabilmelidir. Elindekileri paylaşınca daha mutlu olunduğunu; çocukken pastanın arta kalan kremasını kaptan kardeşleri ile parmaklarıyla sıyırmaya çalışırkenki mutlu anlarını anımsayıp aklında bulundurmalıdır. 
Çok üzülüyorum , ama çok da içine dalamıyorum dahil olamıyorum yaşanılanların. Duygusal olan halim , empatimi güçlü kılan hayal gücüm ne zaman ki 1 yerine 2 can taşımaya başladımsa daha bir artış gösterdi. En basit bir reklam, bir dizideki , filmdeki replik dahi saatlerce ağlatabilir oldu beni. Haberlerde gördüklerim ve duyduklarımda halimi tahmin dahi edemezsiniz.. Bu nedenle uzak duruyorum televizyondan , mecburen soyutluyorum kendimi. Tek diyebileceğim; nefes alabildiğimiz cennet köşesi topraklarımızdan kopmamak için, gülüşleri melekleri sevindiren çocuklarımızın geleceği için, daha fazla anne ağlatmamak için en önemlisi de insan olabilmek için lütfen tüm bu kötülüklere, şeytani düşmanlık tohumlarına yüreklerinizde yer vermeyin. 


Geçtiğimiz pazar, 11 Ekim biricik yiğenim Ela 'nın doğum günüydü. Annesi benden pastasını yapmamı rica ettiğinde hemen kabul ettim :) Birinci yaş gününde de yapmıştım merak edenler buradan o kutlamanın hazırlık detaylarına ulaşabilirler. 
Ela'cığım ilk pastasını her ne kadar anımsayamayacak olsa da bu defa biraz daha hatırında kalacaktır. Benim için en önemli olan şey , pastayı gördüğü andaki mutluluğuydu. 
Her çocuk gibi o da çok seviyor çizgi filmleri, ancak izlemesine izin verdiklerimizi ve izleme süresini kısıtlı tutmaktayız. Doğru olanın da bu olduğu düşüncesindeyiz. Ne yazık ki her çizgi film , sırf çizgi film olduğu için her çocukça izlenebilinecek doğrulukta değil. Canavarlar, cadılar, silahlar, savaşan düşmanlar, arkadaşına kötülük yapan karakterler, ebeveynlerine karşı gelen çocukların yer aldığı çizgi filmler ne kadar hasar bırakıyor aslında o tazecik beyinlerde. İşte Ela'nın da anne ve babası tarafından onaylanıp, izlemesine izin verilen bir çizgi film karakteri olan Niloya da 4. yaş doğum günü kutlamasında konumuz oldu, tabi Ela 'nın tercihi ile.
Pastayı gördüğü anda tam dili dönmese de " liloya liloya " diye sevinmesi en güzel hediyeydi. Masa başına geçip;  pastaya , Niloya' ya hayran bakıp , narince dokunması, tebessümü ve fotoğrafta da görebileceğiniz yamuk dizimli mumları heyecan ile yerleştirmesi... Nice uzun, mutlu, huzurlu, sevgi dolu yılların olsun halacığım inşallah. 


Pasta yapmayı blogumu okuyanlar, fotoğraf çekmeyi de instagram hesabımı takip edenler çok sevdiğimi bilir. Eğer şeker humurlu Niloya pastası yapmayı düşüneniniz olursa ve benim gibi benzemesi konusunda titiz iseniz kesinlikle biraz zorlanmaya hazırlanın. Çünkü Niloya karakteri ; başı gövdesine göre oldukça büyük çizilmiş bir özellikte. Bu durumu şeker hamuruna aktarınca dengede durması hayli zor olan bir model çıkıyor. Nette bir çok Niloya pastası gördüm, ancak ben onlar gibi yalnızca elbisesi benzeyen bir bebek yapıp Niloya diyerek kandıramazdım kuzucuğumu. Maşallah  yanlış , eksik ne ise dürüstçe söylemekte. Öyle olmasa dahi dediğim gibi ben çok titizim bu konuda. Misal, eşimin doğum gününde sürpriz olmasını istediğim için ben yapamadım pastasını, sonuçta ya yaparken ya da buzdolabında muhafaza ederken evde görebilirdi. O nedenle bir pastaneye , ki Adana 'nın en iyilerinden biridir, sipariş vermiştim. 10 kişilik bir pasta ( oldukça küçük) ve üzerinde araba demeye bin şahit ister bir cisim ve ödediğim ücret aklıma geldikçe sinirleniyorum. Sebep şu ; koskoca bir şehirde isim duyurmuş bir kurumsunuz, içinizde bir çok ustanız yardımcıları ile çalışmakta, elinizin altında her türlü imkan ve alet mevcut , alınan ücret de "hiç az değil" bunlara rağmen gönderilen sonuç hüsrandı.


Bana da pasta isteği geliyor , yalnızca malzeme masraflarını söylediğimde dahi garip karşılanıyor. Bir gün sırf bu garip tepkiler için kullandığım malzeme fotoğraflarını buraya yükleyeceğim. Kullandığım vanilya, kabartma tozu vs türü ürünler Dr.Oetker, sıvı krema ithal , fıstıklar bütün ve bol şekilde. Hepsinden önemlisi istenilen karakterlerin benzetilmeye çalışılmasındaki el emeğim, zamanım hiçe sayılmak istendiğinde öfkeleniyorum. Pastaneler ile bir tutulmaya çalışmak da cabası. Butik pasta ; bireyin evinde hazırladığı emek verdiği ürünlerdir. Pastanedekiler gibi topluca pişirilen keklerden oluşturulmaz, sizin isteğiniz doğrultusunda size özel , bir adet hazırlanır. 


Her neyse fazla gerginleşmeye gerek yok, sakin kalmalıyım :) Yine de çoğu konuda olduğu gibi ne yazık ki bizim insanlarımız işin içine girmedikçe el emeği nedir , değeri ne kadardır hiç bilmiyor saygı göstermiyor bunu da söylemeden geçemeyeceğim.


Ela kuzucğumun pastasının yapımında bazı aşamaları fotoğrafladım, onlara da yer vermek istiyorum.


Kekin katlandırılması aşaması. 


İç harcın yayılıp ara malzemelerin ilave edilmesi aşaması.


Katların birleştirilip pastanın temel gövdesinin oluşturulması. Şimdi " Ayy boşluklar var " diyebilecek pasta yapımı ile alakası olmayan fesat kişiler için de şu açıklamayı yapayım. Aradaki krema pasta üzerine ağırlık binip yerleştiğinde kenarlardan çıkmaya başlar. Ayrıca pastanın kenar sıvamasında bu boşluklar da ekstradan krema ile dolar. Zaten pasta diliminin yer aldığı fotoğrafa bakınca hiç bir boşluk olmadığını , kalmadığını görebilirsiniz. 
Yazımın başında da belirttiğim gibi, kalbinizin temiz ve iyi düşüncelerle dolması dileklerimle mutlu haftalar.

Devamını oku...

13 Ağustos 2015 Perşembe

Geri Dönüş


Merhaba , merhaba , merhabaaaaa  =)  Ne de çok özlemişim blogumu, bloglarınızı okumayı. Telefondan bağlanıp okumalardan, blogcuları instagramdan takip etmelerden, o küçük mobil ekrandan yakalayamadım bir türlü bilgisayar ekranındaki akıcı blog ortamını. Teknoloji , eski hayatlarımızdan çok şeyler alıp götürdü evet, ancak internetin, sanal ortamın cep telefonlarında oldukça yaygınlaşması bence en çok blogları olumsuz etkiledi. Fazla değil 1 yıl öncesinde  hangi blog ne yazmış, kim neler anlatmış, hangi konuya değinilmiş nasıl da takip ederdik bilgisayar ekranlarımızda. Çok daha fazla emek vardı, çek fotoğrafı altına yaz iki satırı değildi. Tecrübeler , fikirler, tavsiyeler, deneyimler daha uzun cümleler açıklamalar ile daha aydınlatıcı şekilde ve bence daha uzun süre tüketime müsait olarak yer alıyordu blog sayfalarında. Şimdi minik ekranlardaki kısıtlı fotoğraf boyutları ile çabucak kaybolan bilgiler veriliyor. Ne yazık ki blog yazan birisi olarak günü, gündemi, hayatın akışını takip edip, ayak uydurabilmek adına ben de yer aldım instagramda. Ancak paylaştığım fotoğraflar ; fotoğraf aşkı ile çekip yayınladıklarımdan ibaret. Ne özel hayatıma yani günlük yaşantıma yönelik, ne de blogdaki paylaşımlarım gibi değiller. İşin bir diğer kötü yanı bir çok blog yazarı gibi instagram ortamı benim blogumu da uzun bir sessizliğe , durgunluğa sürükledi. Dilerim bu ağır , kasvetli havadan, tozlarından bir an önce kurtulur blogcular ve yeniden hızlı akışlar ile yenilenir sayfalar.


Ah ah çok zaman geçti, bu zaman içinde de bir çok gelişme oldu elbette ama blog yazmanın bir eksi yönü de yazılmayan konuların bir süre sonra detay eksilmelerden kaynaklı yazılamaz hale gelmesi. O nedenle geri dönüş yapıldığında mecburen en güncel en net detaylı olan noktadan devam edilir yazılara.
Sakin , ruh yenileten , ilaç gibi gelen bir tatilden döndük ve oldukça yoğun bir çalışma  sezonu ardından , geçen yaza göre daha iyi geldi bu tatil dedi eşim de . Aynı fikirde olabilmek çok güzel çünkü ; sanırım en güzel tatil insanın kafasını dinleyebilmesi , ruhunu deşarj edebilmesi mekanın , nerede olduğunuzun pek bir önemi kalmıyor gerisinde.
Biz yine Çeşme dolaylarındaydık. Ama dediğim gibi insan sevdiği ile yan yana , el ele , düşüp sokaklara bir de rengarenk fotoğraflar çekebilme şansını elde etmişse değmeyin keyfine. Ortam rahat, kafa dingin olunca geri dönüşte daha bir netleşti kafamızdaki soru işaretleri ve " acaba? " dediklerimize cevaplar bulduk.


Tatile gittik geldik ama biliyor da olsak nasıl bir sıcak ile karşılaşacağımızı Adana'ya dönüşte " oooo bu nasıl bir sıcaktır " demekten ve kendimizi klimalı odalara atmaktan alıkoyamadık. Döndüğümüz zaman eşimin izin gününden bir kaç gün daha olacaktı ve sağ olsun daha Çeşme 'deyken plan yaptı, benim teklif dahi etmeme gerek bırakmadan " Adana'ya dönüşte o sıcakta kalmayalım, bir iki günlüğüne de olsa lütfen sizin yaylaya kaçalım." diyince ben de kabul ettim. Deniz güzelliğinden dönüp bir de yayla keyfi yapıp tatili bitirdik.
Amaaaaa burada anlatmadan geçemeyeceğim bir aksilik de yaşadık. Adana' ya döneceğimiz zaman öğlen sıcağına kalmayalım diyerek sabah 6.50 uçağına bilet almıştık uzun zaman öncesinden. Çeşme İzmir havaalanı arası biraz zaman aldığı için 6.50 uçağına yetişmek adına saat 4 servisine yetiştik ve bunun için 3 gibi uyandık. Havaalanına uçuştan önce varıp check-inn yaptıktan sonra biniş zamanımızı bekledik. Sonrasında tam uçağa biniş zamanı geldiğinde rötar olduğu duyuruldu ancak kaç dakika kaç saat olduğu belirtilmedi. Olabilir dedik, bekledik doğal olarak. Yarım saat, 1 saat, 2 saat, 3 saat, 4 saat tamı tamına 4,5 saat havaalanında doğru düzgün bir açıklama yapılmadan sandalyeler üzerinde planlarımızı işlerimizi ertelemek zorunda kalarak bekledik. Ve öğlen sıcağına kalmayalım derken tam da güneşin en tepede olduğu vakit gelebildik Adana'ya.
Her zaman aynı hava yolunu tercih ederdim ancak artık bir daha o firmayı tercih etmeyi düşünmüyoruz.
Olumsuzlukları bir kenara bırakalım ve yeniden kavuştuğumuza sevinelim değil mi =) Yeniden merhaba, yeniden hoşgeldiniz bloguma.

Devamını oku...

1 Mayıs 2015 Cuma

Donut


 Yabancı filmlerde , çizgi filmlerde sıkça gördüğümüz ve çocuk dünyamızda bir zamanlar aklımızı meşgul etmiş bazı yiyecekler vardır.  Ki bunlar eskiden bilgiye bu denli rahat ulaşılan imkanlar olmadığı için birer bilinmez olarak kalmıştır. 
Annelerimiz bile bir misafirlikte yiyip beğendikleri lezzetlerin tarifini kağıtlara yazar ve o kağıtlar birer hazine değeri taşırdı. 
Kimi zaman da eğer şanslıysanız gazetenin verdiği tarif eklerini almaya yetişebilirdiniz. Tabi o ekler de ganimetler arasındaki yerini alırdı. Misal annemin 3 - 4 adet tarif kitapçığı vardı ve bazen açıp o tariflerdeki özenli sofralara yerleştirilmiş süslü tabaklardaki yiyeceklere bakardım. Ve düşünürdüm "Annem bu yiyecekleri yapmıyor ki peki neden o zaman kitapçıklar var?" 
Ne zaman ki büyüdüm ve bir şeyler pişirebilir oldum işte o zaman kitapçıklardaki tarifleri uygulamaya başladım. 
Uzun lafın kısası çocukluğuma dair bir soru işareti olan donut konusunu da sonunda bu leziz tatlıyı pişirerek yok etmiş oldum. 
Eşim de çok beğendi hatta " Bu tatlıyı pişirerek hiç iyi bir şey yapmadın sen, çünkü bundan sonra hep isteyebilirim. "dedi.
Yani tat onayından geçmiştir , uygulayabilirsiniz =)



Malzemeler 
1 su bardağı ılık süt 
1paket instant maya 
Yarım su bardağı şeker 
3 yemek kaşığı tereyağ 
1 paket vanilya
1 adet yumurta
Bir çimdik tuz
3,5 veya 4 su bardağı un 
( un miktarı yumurta büyüklüğüne tereyağınızın türüne göre değişebilir. Bu nedenle unu azar azar eklemelisiniz.)

Üzeri için 
Çikolata (donutlar piştikten sonra benmari usulü erittim)
toz şeker - tarçın karışımı (miktarı tercihinize göre değişebilir.)
(Veya dilediğiniz herhangi bir malzeme ile süsleyebilirsiniz.)

Kızartmak için sıvıyağ



Unun 2 bardak kadarını hamuru yoğuracağımız kaba eleyip instant mayayı da ekleyip karıştırıyoruz.  Şekeri de bu toz karışıma ilave edip harmanlıyoruz. Ve bu malzemelerin ortasında bir çukur oluşturup içerisine eritilmiş ılımış tereyağ ile ılık süt döküp yoğuruyoruz. Sonrasında yumurtayı da kırıyoruz. Bu aşamadan sonra kalan unu , elinize yapışmayacak, çok sert olmayan, mayalandıktan sonra yoğurulmaya ve merdane ile açılmaya müsait bir kıvama gelene dek azar azar eleyerek ekliyoruz. Başta da belirttiğim gibi malzemelerinizin özelliklerine göre un miktarı değişebilir. 
Hamur hazır olduktan sonra hemen bir sofra bezine veya havluya sarıp hacmi iki katına çıkana dek mayalatıyoruz.
Mayalanan hamuru yoğurup toparlıyoruz. Un serpiştirdiğimiz tezgahta  1 cm kadar kalınlıkta açıyoruz. Bir kenara da tepsi büyüklüğünde yağlı kağıdı seriyoruz.  Açtığımız hamurdan varsa donut kalıbı ile, yoksa geniş ağızlı bir su bardağı ve şişe kapağı ile donutları kesiyoruz. 
Kestiğimiz donutları yağlı kağıda aralıklı şekilde diziyoruz.  Ki bu aralıklardan makas ile kesip kare kağıtlar üzerinde pişmeye hazır donutlar elde edeceğiz. Kesip hazırladığımız donutlar 15 dk kadar daha mayalanmaya bırakılır. Ardından kızgın yağda orta veya kısık ateşte ( ocak gücümüze bağlı) her iki tarafını kızartıyoruz. Bu kısımda önemli olan nokta donutları elimizle alıp yağa atmamak. Yağlı kağıtların ucundan tutarak yağa bırakmak ki sonrasında hemen yağdan kağıtlar alınabilmekte.Sıcakken şeker tarçın karışımına buluyoruz. Bir kısmını da ılıyınca benmari usulü erittiğimiz çikolataya batırıyoruz.
Ardından dilediğiniz zaman afiyetle yiyorsunuz 


Devamını oku...