7 Mart 2011 Pazartesi

Bir Minicik Kız Çocuğu



İncindim, incitildim derinden
Terkettim kendimi
Tesadüfen karşılaştım içimde
Kendimle yeniden

Bir minicik kız çocuğu bak
Duruyor orada hâlâ
Anlatamam gördüklerimi
O neşeli çocuğa

Artık beni asla yaralayamaz
Hayat eğer istemezsem
Yıllar beni kolay yakalayamaz
Ben durup beklemezsem

Siz yine de incelikli davranın
Benim kadar değilse de
Ben bu yüzden, incelikler yüzünden
Belki daha çok üzüldüm

   Sertap Erener'in bu şarkısını ilk duyduğum günden bu yana kaç defa dinledim hiç bilmiyorum,yıllardır dinlerim yani ve hep aynı şekilde hissettirir. Benim için çok özel, çok anlamlı bir şarkıdır.
   Sözleri, müziği alıp götürür beni, duygularıma tercüman olur, zaten tüm şarkılar bunun için değil midir, ama olsun bu şarkı ayrı bir yerdedir bende. Ne zaman dinlesem; kırmızı rugan pabuçlu bir kız çocuğu belirir gözümün önünde, mutsuz ve neden diye soran gözlerle bakar, işte o anda " anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa" derim içimden. Kim anlatabilir ki içindeki o küçük kız çocuğuna ; hayatın gerçeklerini? Anlatsak da anlayabilir mi? Bizim kadar önemser mi o da?
    Zaman geçip, o minik kırmızı rugan pabuçlara sığmayınca ayaklarımız; gülmeyi , bir çikolatanın bile insanı mutlu edebileceğini unuttuğumuzu, hayattaki en büyük dertlerin bile, bizi ancak oynarken elimizden uçup giden balona üzüldüğümüz kadar  üzmesi gerektiğini farketmeyişimizi, önemli olanın oyun arkadaşlarımızı her daim yanımızda bulabilmek için onları kırmamamız gerektiğini gözardı ettiğimizi kim , kim anlatabilir ki o minik kız çocuğuna ...
    Hep hayallerimiz vardı çocukken, hayata dair, geleceğe dair; büyümek isterdik, sanki özgür olacaktık, sanki her dileğimizi gerçekleştirebilecektik. O zamanlar önemli sandığımız şeyleri kendi başımıza yapabilecektik; kimsenin elini tutmadan karşıdan karşıya geçebilecek, akşam saate bakmadan dilediğimiz kadar televizyon seyredecek, boğazımız şişer mi diye düşünmeden dondurma yiyebilecektik, cebimizde istediğimiz zaman şeker alabileceğimiz paramız olacaktı, çünkü büyümüş olacaktık.
    İnsanoğlu her daim elinde olmayanı dileyip durur, küçükken büyümeyi, büyümüşken de çocukluğuna dönmeyi mesela... Mutluluk daima gelmesi beklenen bir güne ertelenir, halbu ki ertelenen her gün, her an ömürden eksilir, bir çizgi daha ekler yüzümüze içi mutsuzluklarla dolu.
     Şu an , bu yazıyı okuduğunuz an işte o geleceği ertelediğiniz gündür, mutluluğu bulmayı beklediğiniz gündür aslında. İşte o yüzden şarkıda da dediği gibi bir anlığına "terkedin kendinizi" dışarıdan bir gözle bakın hayatınıza. Bir oyuncak gördüğünüzde hala küçük de olsa tebessüm açıyorsa dudaklarınızda, süpriz kelimesi sizi neşelendiriyorsa, bazen oturup çizgifilm izlemek ya da büyük bir kutu dolusu çikolata alıp hepsini gizlice yemek gibi düşünceleriniz oluyorsa, o minik çocuk hala içinizde yaşıyor ve size bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
     Hayat zor;  evet, koşturmacalı, sorunlar problemlerle dolu peki nezaman sona erer sizce bütün bu zorluklar? Hiçbir zaman! Çünkü hayat budur! Mutlu olmak istiyorsanız bunu siz yapmalısınız, bir başkası gelip sihirli bir değnek ile size yardımcı olamaz. Mutluluk küçük şeylerdedir, basittir. Ne kendinizden ne hayattan ne de çevrenizdeki kişilerden büyük şeyler beklemeyin, olduğu gibi kabul edin. Labirentte saklı minik hediyeleri bulmaya çalışın, bu daha zevkli olmalı değil mi =) Küçük şeylerle mutlu olduktan sonra , daha büyük süprizler bizi çok çok daha fazla mutlu eder. Tabi ki hayal etmeye devam edin, pozitif düşünün, güzellikler varken neden kötülükleri çağıralım yanımıza?
     Birileri sizi yargılayabilir, duygularınızı incitebilir ve yaptıklarını kolayca unutup yüzünüze gülebilirler de. Size bunları unutun demeyeceğim; hatta hepsini bir kağıda yazın, siyah bir kalemle, belki de sayfalar dolusu olurlar. Sonra tüm sayfaları o minik çocuğa verin, göreceksiniz ki hiçbirini umursamadan, ne olduğuna bakmadan havaya saçıp oyununa devam edecektir.
     Siz neyi biriktiriseniz ruhunuzun kumbarasında, açıp baktığınızda hep onu bulursunuz. Yani boşverin kim ne dedi, ne yaptı ,ne kadar üzdü. Asla kumbaraya atmayın bunları,  savurun gökyüzüne devam edin oyununuza, gülümseyin. Eğer bunu yapabilirseniz işte o zaman şarkıdaki gibi şu cümleler dökülür dilinizden;
" artık beni asla yaralayamaz hayat, eğer istemezsem... yıllar beni kolay yakalayamaz ben durup beklemezsem"
     Şimdi büyümüş ayaklarımıza kırmızı rugan pabuçlar alıp, kendimizi güzel bir çikolata ile sevindirerek o minik kız çocuğunu mutlu etme zamanı...

5 yorum :

  1. vvaaaaaaaayyyyyyyy mekilam bunlar ne güzel ne anlamlı kelimeler,cümleler.aynen katılıyorum.NOKTA
    başka söze hacet yok:)

    YanıtlaSil
  2. :)
    Diline, kalemine sağlık mekila...
    Duygulandırdın beni...

    YanıtlaSil
  3. Her kız çocuğu gibi benimde kırmızı rugan pabuçlarım vardı. Çok eskidiler. Annem çöpe attı. Bense okula gderken onları çöpten alıp çantama sıkıştırıp yolda değiştirip giyerdim.
    :-) Olanları gökyüzüne saurmaya başlıyalı çok oldu.. İyi geliyor ruha. Çok güzel bir yazı tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  4. sezobigo: Teşekkür ederim canım benim, konu yazmak olunca dökülüyor işte bir şeyler, pek yazmıyordum böyle ama iyi geliyor, en azından bir yerlerde bir kişi dahi pozitif hissetse düşünse yazılanları okuduğunda ne mutlu bana =)

    oytunla hayat: teşekkür ederim canıııım =)

    Lalehan: Teşekkür ederim, yenisini almak lazım kırmızı rugan pabuçların =)

    YanıtlaSil
  5. çok güzel dile ggetirmişsin.üstüne birşey yazılmaz bence :)

    YanıtlaSil

1yorum = 1tebesüm, yorumun için teşekkür ederim, beni çok mutlu ettin =)
Google hesabınız yok ise, yorum yapmak için Adı/URL kısmını seçip yorumunuzu bırakabilirsiniz =)