30 Ağustos 2011 Salı

Bayram Kahvaltısı ve Peynirli Açmalar


Onbir ayın sultanı Ramazan Ayı öyle güzel bir zamanda öyle güzel bir bayramla bitti ki, bir daha böyle bir rastlantı olur mu bilemiyorum. Hem 30 Ağustos Zafer Bayramı hem de Ramazan Bayramı, harika bir tesadüf.
Yaylada olduğumuz için bayram  günü, bu defa daha önceki zamanlarda olduğundan çok daha erken başladı. Kapımızı ilk çalanlar ellerinde çantaları torbaları ile merdivenleri hızlıca sevinçle çıkan çocuklar oldu. O anı fotoğraflamayı çok isterdim =) Sanırım "Eski bayramlar ayrı bir güzeldi" dememizin tek nedeni artık çocuk olmayışımız. Baksanıza bayramlar hala güzel olmasa çocuklar bunca neşeyi nasıl hissetsin  nasıl yansıtsın. Çocukken zaman çabucak geçsin de büyüyelim diye can atarken, elimizdeki en değerli şeyi; masumiyeti, çocukluğun saflığını kaybedeceğimizi nerden bilebilirdik ki.


Yine de bayram sabahını neşeli çocuklar gibi karşılamak için, güzel ve bol sohbetli bir kahvaltı ile başlamak iyi olur dedik ve erkenden işe koyulduk. Ramazan ardından yapılacak ilk kahvaltı olduğu için, sofrayı ev ahalisinin istilasından kurtararak ancak bu kadar fotoğraflayabildim. Eksikler var sofrada ama olsun bu hali bile bana bu güzel günü anımsatmak için yeterli. Zaten gün de tüm güzelliğini yansıtarak merhaba demişti bize, terasa kurduğumuz kahvaltı soframızı, koyu lacivert renginde yağmur bulutlarını, sırtında taşırcasına getiren sisli dağların manzarası süslemişti.


Sofra keyfine farklı lezzetler, tariflerle renk katmayı çok sevdiğim için bu defa da kuzinede taze taze Peynirli Açma pişirdim. Tarif ise çok sevdiğim bir blogdan Pastaneden alıp uyguladım.
Kesinlikle verilen ölçülerde hiçbir değişiklik yapılmadan hazırlanınca süper lezzetli olan bir tarifti. Görüntü itibari ile asıl tariftekinden farklı olsa da herkes kapıştı diyebilirim =) Kuzinede birşeyler pişirmek biraz zor olabiliyor da =)


Tarifi ekliyorum ve bu güzel lezzet için de Pastaneden blogunun sahibesine çok çok teşşekkür ederim =)
Bu arada Eylül ayı ortalarına dek, yani yaklaşık 2 hafta kadar buralarda olamayacağım, döndüğümde inşallah daha güzel paylaşımlarla devam edecek ve sizler neler yazmış, neler yapmışsınız merakla okuyacağım.
Hepinizin Ramazan Bayramı 'nı ve Zafer Bayramı 'nı kutluyorum, sevgiler...

Malzemeler:

4 su bardağı un
1 paket instant maya (kuru maya)
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
1 yumurta akı (sarısı üzerlerine sürülecek)
1 çorba kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 çay bardağı ılık su

Arası için:
100 gram margarin

Üzeri için:
150 gram beyaz peynir
domates
1 yumurta sarısı

Yapılışı:
Yoğurma kabına öncelikle toz malzemeleri koyuyoruz ardından sıvı malzemeleri ilave edip yumuşak ve ele yapışmayan bir hamur yoğuruyoruz.
10 dakika hamuru mayalandırdıkan sonra 10 eşit parçaya bölüyoruz.
Her parçanın üzerine 1 çay kaşığı dolusu margarin koyup yoğurarak yediriyoruz.
Elimizle açtıktan sonra sarıp rulo haline getiriyoruz. Ruloyu kendi etrafında döndürerek gül böreği gibi yapıyoruz.Ardından ortasına parmaklarımız ile bastırarak çukurlaştırıyoruz. Bu çukurlara peynirleri koyup yayıyoruz üzerine domatesleri yerleştiriyoruz. Hamur kenarlarına yumurta sürüp 15 dk mayalanmaya bırakıyoruz. 190 derece fırında üzeri kızarana dek pişiriyoruz.
Tabi benim acelem olduğu için 15 dk mayalanma kısmını gerçekleştiremedim, kuzinenin sıcaklık ayarı da olmadığından fazla kızardılar ama buna rağmen lezzeti gayet güzeldi =)
Devamını oku...

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Elma Tatlısı ve Yeni Cicilerim


Çocukken internet bu denli yaygın değildi,istediğiniz anda istediğiniz tarifi bulamıyordunuz.Çok bir özelliği olmayan hatta kimi zaman kabarmayan kekler bile çok lezzetli gelirdi damaklara, hemen de bulunan bir kağıt parçasına karalanıverilirdi tarifi. Zaten tariflerin yazılı olduğu defterlerde de hep "Zeynep hanımın poğaça tarifi, Ayşe hanımın muhallebi tarifi, Fatma hanımın kek tarifi" şeklindeydi notlar. Bu defterin yanında bir de çeşitli margarin veya mutfak aletlerinin verdiği tarif kitapları vardı annemin. İşte bu kitaplardan birisinde görmüştüm ilk defa Elma Tatlısı 'nı. O zamandan beridir de merak ettiğim bir tattı. Dün elimde yeterli malzeme varken yapma fırsatı buldum. Geriye kalan, güvenle uygulayacağım bir tarif bulmaktı. Pek çok kişinin tanıdığı Cahide Ve Jibek 'de buldum aradığımı.


Yalnızca elimde ceviz yoktu ve gıda boyasını Cahide ve Jibek' te olduğu gibi doğal yollarla elde edemedim, daha önce yaptığım Bici 'den kalan boyayı kullandım. Ve en önemli nokta ise elma seçimi; sulu şekerli Golden cinsi elmaları tercih ederseniz daha lezzetli sonuç elde edebilirsiniz.
Tarifi ve kendim uygularkenki değişiklikleri yanına notlar yazarak ekliyorum.

Malzemeler
•6 adet elma ( ben 9 adet kullandım)
•8 yemek kaşığı şeker (elmanın cinsine göre şeker miktarnı arttırmanız gerekebilir)
•2 yemek kaşığı doğal kırmızı boya (ben toz gıdaboyası kullandım)
•su
•1 adet çubuk tarçın

İç malzemesi
•4 yemek kaşığı ceviz içi (ben badem kullandım)
•2 yemek kaşığı kuru üzüm
•1 çay kaşığı toz tarçın (1 tatlı kaşığı kullandım)
•1 yemek kaşığı pudra şekeri

Sos malzemesi
•1 su bardağı süt
•1 yemek kaşığı nişasta
•1.5 yemek kaşığı şeker
•Yarım çay kaşığı vanilya (1 paket kullandım)

Yapılışı:
•Elmaları soyun, diplerini delmeden ortalarını hafifçe oyun.

•Bir tencereye yerleştirip, elmaların yarısına gelene kadar su koyun.Şekeri aralarına serpiştirin. Eğer daha tatlı isterseniz, şeker miktarını artırabilirsiniz. Ama bu şekilde çok hafif oluyor. Diyabetikseniz, tatlandırıcıda kullanabilirsiniz.
•Gıda boyasınıda ekleyin.Dilerseniz renksiz de olabilir.Tarçını da suya atın.
•Altını açıp kaynamaya bırakın. Kaynamaya başlayınca altını kısın. Sık sık kontrol edin çok kısa sürede pişiyor çünkü. Arada suyundan alıp elmaların üzerine gezdirin ki rengi iyice kızarsın. (ben elmaları ters yüz edip bir süre de öyle pişirdim)
•Elmalar pişince bir servis tabağına alın.
•İç malzemesini karıştırın, elmaların içine doldurun.
•Sos malzemenizi pişirin. Sıcakken elmaların üzerine gezdirin. Üzerlerine kremşanti sıkabilir veya kaymak da koyabilirsiniz.

Daha önceki yazımda bahsettiğim ve 1 ayakkabı fiyatına 2 adet aldım dediğim cicilerim, işte karşınızda =) Mor rengin bu tonunu çok severim, bu ayakkabıyı ise yengoşum sayesinde buldum. Teşekkür ederim canım =)
Aslında mağazada gezerken pembe renkli başka bir ayakkabı görmüştüm ancak ayağıma uygun numarası olmadığını öğrenince, sonraki bakışımda da bu ciciyle karşılaştım.


Sizce nasıl, güzeller mi?
Devamını oku...

21 Ağustos 2011 Pazar

Karışık

İnsan koştururken bir şeylerle uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor, 4 gündür yeni bir şeyler yazmamışım bloguma, ihmal etmişim buraları =(
Aslında yokluğu hissedilmeyecek gibi bir şey de değil bu ancak bir türlü fırsat bulup da rahatça oturamadım bilgisayar başına. Çeşitli işlerimiz için Adana'ya ve Tarsus'a gitmemiz gerektiğinden 2 günlüğüne yayladan ayrılmıştık. Sabahın erken saatlerinde ulaştığımız için Adana'ya "Aaaa hava bayağı serinlemiş eskiye göre pek sıcak değil, güneşi yakıyor ama artık boğmuyor sıcak." şeklinde yanlış bir cümle kurmuştum. Çünkü zaman ilerleyip güneş tepe noktasına yaklaşırken sıcak Adana canavarı kendini hissettirmeye başladı. Yayalaya çıkmadan önce nasıl dayanmışız nasıl onca zaman kalmışız oralarda hayret ettim, nemden sıcaktan kendi terinde boğulacak gibi oluyor insan. Siz siz olun mecburiyetiniz yoksa bu aralar Adana'ya gitmeyin, cehennem tarafındaki penceresi açık kalmış çünkü =)
Adana'dan sonra Tarsus'a uğradık iyi ki de uğramışız, kendime 1 ayakkabı fiyatına 2 ayakkabı aldım, bayanları bilirsiniz, bir çift yeni ayakkabı nasıl da güldürür yüzlerini ki ben 2 çift aldım =) Cicilerimin fotoğrafını daha sonraki postta paylaşmayı düşünüyorum. Adana ve Tarsus dışında sesimin çıkmadığı diğer iki günde ise yayladaydık ve neler yaptığımı neler olduğunu fotoğraflarla özetlemeye çalışacağım. Tabi hepsi bu posta sığmayacağı için geri kalanlar için arkası yarın diyeceğim.

Elmalı pastayı çok çok severim ancak bu şekilde tepside yapılanını daha bir çok çok severim. Annem öğretmen olduğu için eskiden, arkadaşlarına çay sohbetlerine giderlerdi. Bu ev gezmelerinde çay sohbetlerinde çeşit çeşit pastalar yemekler görmüş tatmıştım. Bazen belki de bu yüzden pastalara bu denli merakım var diye düşünüyorum. Uzun lafın kısası, elmalı pastanın bu versiyonu ile böyle bir misafirlikte tanıştım. Çocukluğumun büyük bir kısmında ise pastanın üzerindeki minik kıtır hamur parçalarının nasıl yapıldığını düşünüp, hayal ederek, çözmeye çalışarak geçirdim diyebilirim. Halbu ki pastayı yapan kişiye sormak en kolay ve çabuk yol olurdu değil mi, çocukluk işte =) Artık kendim yapabiliyorum bu leziz tadı,  tarifini ise yazının sonunda paylaşacağım =)

Bunlar da yanaklarını kızartmak için yüzlerini güneşe dönen domateslerimiz =) İnsanın kendi emeğinin sonucunu görmesi ayrı güzellikte bir his...
Şu güzelliğe bakar mısınız, dilerdim ki o anı kaydededip sizlerle paylaşabilseydim. Yağmurun, güneş ışığından etkilenip inci taneleri gibi parlayarak toprakla kucaklaşmaya koştuğu,ormanın içinden yavaşça gelen sisin ise gizemli yürüyüşü, harika bir manzaraydı. 

Efendim bu da taptaze kekiklerimiz, dağdan yeni toplanmıştı ki en yakın arkadaşı zeytinler ile buluşturduk hemen kendilerini, doya doya hasret gidersinler, sohbet etsinler diye =)

Elmalı Pasta

Malzemeler:
1 paket kabartma tozu
1 çay bardağı şeker
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı yoğurt
250 gram margarin
Aldığı kadar un

Üzeri İçin
6 - 7 adet ortaboy elma
7 - 8 yemek kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tarçın
1/2 su bardağı doğranmış badem veya ceviz

Yapılışı:
Hamuru hazırlamadan önce soğuması için elmalı harcı pişiriyoruz. Elmaları soyup rendeliyoruz. Uygun bir  tencereye alıp üzerine şeker ilave edip suyunu bırakıp çekene dek orta ateşte kavuruyoruz. Elmalar piştikten sonra içerisine tarçını ve bademi koyup iyice karıştırıyoruz.Dinlenmeye bırakıyoruz.
Pastayı yapmaya başlamadan önce margarini buzdolabından çıkarıp yumuşamasını sağlayın. Yoğurmaya müsait bir kapta hamurun öncelikle sıvı malzemelerini iyice karıştırın, ardından un ve kabartma tozunu eleyerek yavaş yavaş ekleyin ve ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edin. Hamurun 1/3 ünü ayırıp buzlukta bir süre bekletin. Kalan hamura uygun büyüklükte bir fırın tepsisini yağlayıp hamuru içine koyup elinizle iyice tepsiye yayarak yerleştirin. Üzerine pişirdiğiniz elmalı harcı yayın. Buzluğa ayırdığınız hamur rendelenebilecek kadar sertleşince pastanın üzerine gezdirerek rendeleyip yayıyoruz. Önceden ısıtılmış 175'C lik fırında üzeri kızarana dek pişiriyoruz. Ben kuzinede pişirdim, bayağı zor oldu =)
Devamını oku...

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Mozaik Pasta (Gatosalam)


Ramazan Ayı'nda yapılan iftarların ardından içilen; mis kokulu demli çayların sonrasında şölen yaşatır midelere yenilen tatlılar. O nedenle olmazsa olmazlardandır böyle zamanlarda şeker güzelleri. Yayalada; emektar fırınımdan km'lerce uzakta da olsam bir şekilde aile ahalisini pastasız, tatlısız bırakmıyorum, çok şükür =)
Bu defaki tatlı kimliği ile tabaklarımızda başrolü alan ise herkesin yakinen tanıdığı mozaik pasta nam_ı diğer gatosalam. Bir çok tarif okudum temelde de hepsi aynı zaten, ancak içerisinde çiğ yumurta olduğu düşüncesi bana hiç hoş gelmediği için kullanmadım, buna rağmen gayet de güzel oldu.
Bu arada fotoğrafın arkaplanında yer alan nefis elmaya dikkatinizi çekmek isterim ki; kendisi henüz çok taze, dalından henüz koparılmış, hormonsuz, doğal, yayla havası solumuş bir elmadır, yani alelade bir meyva değildir =)

Malzemeler:

1,5 yemek kaşığı margarin
1 su bardağından biraz az doğranmış badem
3-4 yemek kaşığı kakao
6 yemek kaşığı şeker
1 paket vanilya
2 paket petibör bisküvi
1,5 su bardağı süt

Yapılışı:

Bisküvileri çok fazla ezmeden avucunuzda kırıp parçalayın, margarini tavada eritin ve üzerine bademleri ekleyip kısa bir süre kısık ateşte kavurun. Kırdığınız bisküvilere; kakao,şeker,vanilya,süt ve tavadaki yağlı bademleri ekleyip, bisküvileri fazla hırpalamadan, yoğun bir kıvama gelecek, kakao iyice dağılacak şekilde yoğurun. Sonrasında hazırladığınız harcı streç film ile rulo şeklinde sarıp buzdolabında katılaşana dek dinlendirin (4-5 saat). Dinlendikten sonra dilimleyip servis edin, afiyet olsun =)
Devamını oku...

14 Ağustos 2011 Pazar

Mayalı Ekmekli Yayla


Yaylayı mı yoksa mayalı ekmeği mi vurgulamak gerekir karar veremiyorken; sonuç olarak yaylanın mayalı ekmek ile daha bir değer kazanıp lezzetlendiğine kanaaat getirince böyle garip bir başlık çıktı ortaya.

Ancak böyle bir manzara da lezzetli ve mis gibi kokan mayalı eklekler olmadan olur mu siz söyleyin =) Sıcacık pişmişken üzerine tereyağını sürüp afiyele yemek de en güzel halidir bu ekmeklerin.
Yayladayım kendimi, ruhumu, düşüncelerimi dinlendiriyorum, kitap okurken yorulan gözlerim, manzaraya dalıp şööööyle bir yüzüp tatilin tadını çıkarıyor. Bazen de sizlerden kopmamak adına geçiyorum bilgisayar başına; okuyorum, beğeniyorum, yeni şeyler öğreniyorum yazdıklarınızdan, hayata dair cümlelerinizden.


Ve yaylaların en güzel anlarından birisinin, yavaş yavaş gelen sislerle dökülen yağmurların havayı daha da bir soğuturken; soba dumanlarının sakince sis ile kucaklamaya başlamasını fotoğraflıyorum.
Devamını oku...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

İsim


Güzeller Güzeli Yaratıcı'mız Allah'ım kısmet ederse, inşallah az bir zaman sonra tatlı mı tatlı minik bir prenses ailemize katılacak. Böylelikle de inşallah ben ilk defa hala olacağım =) Ancak bir türlü isim konusunda karar veremiyoruz =( Gerek kendi çevremizden gerek kitaplardan gerekse internetten baktığımızda; isimler hep aynı. Farklı ve güzel anlamlı bir isim istiyoruz, bu nokta da sizden yardım rica ediyorum =) Bildiğiniz güzel isimleri benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum =)
Minik bir prensesin isim annesi, belki de siz olursunuz =)


Resim kaynağı: http://delekatala.deviantart.com/art/Lily-Sleeping-like-an-angel-147935844?q=boost%3Apopular%20sleeping%20baby&qo=144
Devamını oku...

7 Ağustos 2011 Pazar

Bici


Bayramın sonuna dek yayladayız artık, sıcaklar Ramazan'da insana olduğundan çok daha fazla ağır gelirken, yayla havası rahat bir nefes aldırıyor, kurtarıcı oluyor.
Fotoğraf çekim malzemelerim vs Adana'da kaldığı için istediğim gibi görüntüler elde edemesem de paylaşımlara ara vermeden devam etmeye çalışıyorum.
Bu postta Adana'nın meşhur tatlarından birisi olan Bici tarifini paylaşacağım.
Fotoğrafı iftar sonrasında çektiğim için biraz karanlık bir görüntü çıktı sonuç olarak. Akşam ve flaşla yapılan çekimleri pek sevmiyorum =(


Malzemeler:

1 paket nişasta
3 litre su
mevsim meyveleri ( biz muz ve ahududu kullandık)
pudra şekeri
kırmızı gıda boyası
gülsuyu
buz

Yapılışı:

Tencereye nişastayı koyduktan sonra suyu yavaş yavaş ilave ederken karıştırarak nişastayı eritiyoruz. Suyun  ve nişastanın hepsini iyice karıştırdıktan sonra orta ateşte karıştırarak dibine tutturmamaya dikkat ederek pişiriyoruz. Muhallebi gibi koyu ve katı bir hal alıp kaynarken tok baloncuklar çıkana dek pişirmeye devam ediyoruz. Sonrasında hemen uygun bir tepsiye döktükten yarım saat sonra üzerine tepsinin ağız kısmına dek soğuk su koyuyoruz ki derin çatlak oluşmasını engelliyoruz. Hafif çatlak oluşması sorun değil. tepsi ve bici soğuyup dolaba koyulabilir hale geldikten sonra buzdolabında dinlendiriyoruz. Ardından tepsideki biciyi büyük kare dilimlere kesip elimize dilimlerden alıp minik küpler halinde bir tabağa doğruyoruz. Üzerine biraz pudra şekeri ilave ediyoruz. Buzu ise olabildiğince en küçük boyuta ulaştıracak şekilde kırıyoruz, kırılmış buzdan isteğinize göre hazırladığınız bici tabağına koyuyoruz.Sonrasında mevsim meyvelerinden doğrayıp gülsuyunda erittiğimiz kırmızı gıda boyasından dilediğiniz miktarda döküp en üst kısma yeniden pudra şekeri serpip afiyetle yiyoruz =)
Devamını oku...

2 Ağustos 2011 Salı

Osmanlı Lalesi Kolye


Gerek çini gerekse ebru sanatında Osmanlı Lalesi adıyla bilinen bu güzelim çiçek motifinin zerafetine ayrı bir hayranlık duyuyorum. Tabi bunda keçe yünü ile çalışırken bu motifi daha yakından tanımamı sağlayan Azra hocama teşekkürü bir borç bilirim =)
Sıcaklar dolayısı ile keçeyle pek ilgilenemez olmuştum, aslında hiç bir şeyle ilgilenecek güç bulamıyor insan Adana'da. Klimalar da olmasa devlet daireleri, dersaneler, bankalarda . . .vs işler nasıl yürürdü bu şehirde hiç bilmiyorum. Yürüse dahi sürekli kavgalara tanıklık ederdik diye düşünüyorum, beklemekten,sıcaktan,stresten önemsiz bir ayrıntıdan dahi herkes birbirinin yakasına yapışmayı hayal ederdi sanırım =)


Herneyse efendim ne diyordum; işte ben bu zarif çiçeği nasıl keçe ile bütünleştirebilirim derken böyle bir kolye çıktı ortaya. Ve zarif bir bayanın boynunda güzelliğini daha da gösterecektir. Siz de benim gibi aşık oldunuz ise bu güzel motifli kolyeye, PAZAR 'da yerini aldı bile =)
İletişim için mekilaningezegeni@gmail.com .
Devamını oku...