21 Temmuz 2012 Cumartesi

Doğu Karadeniz Turumuz - 1

Yeşil ve mavinin el ele olduğu, 9 günlük harika bir turdan döndüm. Giderken düşündüğüm ve düşlediğimden çok çok daha güzel yerler gördüm, çok daha güzel lezzetler tattım, güzel kalpli insanlarla tanıştım. Uzun cümlelere dalmadan önce diyeceğim en önemli şey; kesinlikle bir fırsat bulun ve gidin görün o muhteşem diyarları. Turumuz hakkındaki yazılarımı bir kaç bölümde yayınlamayı düşünüyorum; çünkü fotoğraf çekimini bir hayli abartmışım ve içlerinden seçim yapmak gerçekten çok zor, hepsi birbirinden güzel yerlere ait. Doğu Karadeniz'e gitmeyi düşünenler için elimden geldiğince açıklayıcı ve aydınlatıcı bir yazı dizisi olması için çabalayacağım. Artık başlayalım değil mi =)


Adana'dan 12.55'te kalkan uçağımız Trabzon havaalanına 14.05'te indi. İlk defa uçağa bindiğim için bana 1 saatten daha uzun gelen uçuşta pencereden baktığımda, kendimi fiziki coğrafya haritasını izler gibi hissettim. Bu fotoğrafta görünen ise Atatürk baraj gölünün sadece bir kısmı. Hep öğrendiğimiz hep söylenen bir şeydi; bu baraj gölünün Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyük barajı olduğu. Ama sonunda gözlerimizle görme imkanımız oldu.
Türkiye'nin bir çok yerini gezip görmüştüm ancak Karadeniz göremediğim ve çok merak ettiğim bir yerdi. Rize'de (Çayeli) üniversitede okuyan ve gezeceğimiz yerleri gayet iyi bilen nişanlımın kız kardeşi Fatoş bize gerçekten çok iyi bir rehber oldu. Mezuniyet töreni sonrasında Rize'ye gideceğimiz güne dek bizi beklemişti.Sayesinde çok güzel bir tatil geçirdik kendisine buradan da teşekkür ediyorum tekrar.
Trabzon havaalanına indikten sonra Rize Çayeli'ne yaklaşık 1,5 saat süren bir otobüs yolculuğu sonrasında ulaştık. Ne kadar komik bir durum; Adana'dan Trabzon'a 1 saatte, Trabzon'dan Çayeli'ne 1,5 saatte =)
Trabzon - Çayeli arası yolculuğumuz boyunca sürekli düşündüğüm şey şuydu; "Bizim yaşadığımız yerler şehirse, güzelse buralar nedir peki?". O kadar ki elimde fotoğraf makinası sürekli çekim yapıyordum. O yöreden olan bir yolcu ise çevremize bu denli hayranlık ve merakla bakmamızı epey bir yadırgamış ve  "Sizin oralarda böyle orman yok mu?" demişti.


Çayeli'ne ulaşıp biraz soluklandıktan sonra hemen başladık keşif gezilerine. Yorucu bir tırmanış sonrasında yüksek bir tepede harika manzaralı kafede oturup meyveli soğuk sodalarımızı yudumlarken daha önce hiç görmediğim değişik bir böcek türü ile karşılaştık. Ne yazık ki fotoğraflayamadım çünkü öyle uzak yerlere zıplıyorlardı ki yakalamak ne mümkün. İnce minik bacakları, arka kısmında tavuskuşunu andıran tüylü bir kuyruğu vardı. Yürürken çok yavaş ancak zıplayıp kaçarken dehşet hızlılardı =)


Kafeye gidiş sırasında yolumuz boyunca ve çoğu bahçelerde, ayrıca Rize merkezde de, gördüğüm anda "Cennette miyim yoksa?" dememe neden olan en sevdiğim meyvelerden biri olan kivi ağaçlarına sıkça rastladık. Fakat yeme imkanım olmadı, henüz olgunlaşmamışlardı =(
Gitmeyi planladığımız yerler için ya araba kiralamamız ya da bir tur grubuna dahil olmamız gerekiyordu. Çayeli'nde görüştüğümüz yerlerde yoğunluk nedeni ile Rize'ye gidip çözüm bulmaya çalıştık.


Merkezde çarşısını gezerken harika güzellikteki, binbir emekle yapılan Trabzon hasırlarından da gözlerimizi alamadık. Bu güzel sete ulaşmak isterseniz Moda Kuyumculuk & Mücevherat 'ı bulmanız yeterli olacaktır =) (adres: Kazım Karabekir Cad. no:40 Rize, 0464 212 20 30)

     Çarşıda gezerken böyle gülümseten manzaralar da görmeniz mümkün tabi =)

 Sonrasında ise meşhur olduğu söylenen Şahin Tepesine minübüs aracılığı ile ulaştık. Şunu söylemem gerekir ki otobüs veya minübüs hiç farketmiyor şöförler oldukça hızlı araç kullanıyor. Korkutucu olan hızlı olmaları değil de bir tarafın uçurum olduğu daracık yollarda; karşıdan gelen bir araç olduğunda veya viraja girildiğinde fren denilen icadın, orada olmadığını düşünecek şekilde yolculuk etmekti.


Tepeye ulaştığınızda sizi işte böylesine güzel bir Rize manzarası karşılıyor.Karşınızda deniz kıyısındaki şehir, ardınızda çay bahçeleri ve ormanların binbir tondaki yeşili.
 Karadeniz'e gelmişken meşhur muhlamadan yememk olmaz diyip Dağmaran adlı bir restaurant'a gittik. Ancak hiçbir şey yiyemeden geri döndük. Orada gerçekten çok sinirlenmiştim ve bir müşteri,tüketici olarak bunu yazma hakkım olduğunu düşünüyorum. Bu restaurantı tercih etme nedenimiz muhlamasının ve manzarasının iyi olduğunu öğrenmiş olmamızdı. İçerisi kalabalıktı ve manzaranın görülebildiği masalar dolu idi biz de bir başka masaya geçip görevliye, boşalan bir masa olduğunda bizi bilgilendirmesini söylemiştik. Ve bizden çok sonra gelen bir başka müşterinin "Manzaralı kenar masalardan birisini istiyoruz" demesinin ardından görevlinin bizim baktığımızı bile bile önceliği sonradan gelen kişilere tanıması o restaurantı terketmemiz için yeterli neden olmuştu. Yoğunluk olabilir, sipariş gecikmesi olabilir fakat bu yapılan tamamen saygısızlık ve haksızlıktı. Belki bizim tavrımız sonucunda o işletmenin fazla bir kaybı olmamıştır ancak biz bu saygısızlığı sindiremezdik.

Savarona'nın nefis muhlaması.

Aslında "Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır." sözü çok doğru ve bu olayla doğruluğunu bir kez daha kanıtlamış olmuştu bize. Çünkü daha sonra kısa bir yürüyüşle otantik ortamı ve harika manzarası ile Savarona adlı kafeye ulaştık, oldukça da memnun kaldık.


Şahin Tepesi'nden dönüşte ise yokuş aşağı gidiş kolay olduğu için yürümeyi tercih etmiştik, doğru bir tercih yapmışız yoksa bu güzel manzaraları ve nicelerini rahatça görüp kareleme fırsatımız olmayacaktı.


Çoğu kafeye ve güzel manzaralara ulaşmanın yolu böyle merdivenleri çıkmak ve dik yokuşları aşmaktan geçtiği için Karadeniz'e gitmeyi düşünüyorsanız biraz yorulmaya hazırlıklı olmalısınız =) Ama tüm yorgunluklara değdiğini de bilmelisiniz.


Rize merkeze döndükten sonra çeşit çeşit çiçek ve ağacın olduğu botanik bahçesini de gezdik. Onca yorgunluk üzerine demli bir çayı kelebekler eşliğinde yudumlamak gerçekten çok iyi gelmişti. Botanik denilen yerde bu şekilde oturup çay içebileceğiniz soluklanabileceğiniz yer de mevcut.


Ayrıca burada yine üzümden yapılan ve pepeçura denilen üzüm peltesinin de tadına bakma imkanı bulabilirsiniz. İlk defa yediğim ve gerçekten beğendiğim değişik bir lezzetti.


Şimdilik bukadar efendim, devamı yarın =)

8 yorum :

  1. 23 sene oldu memleketimi görmeyeli. Ben de gideceğim inşallah, bir tatilde mutlaka.

    YanıtlaSil
  2. ben de çok isterim gitmeyi...

    YanıtlaSil
  3. Karadeniz turu yapmayı ben de çok istiyorum, inş.gidebilirim :)

    YanıtlaSil
  4. gezinin Trabzon özellikle maçka kısmıyla ilgili yazısını sabırsızlıkla bekliyorum:)) şu an maçkadayım bileydim el sallardım sana balkondan. her gün bir sürü tur otobüsü evimizin önünden geçip sümelaya gidiyor:))

    YanıtlaSil
  5. selamlar sevgili arkadaşım.çok güzel bir gezi olmuş her bir kareden belli.gözüm muhlamada kaldı söyleyeyim.hayırlı iftarlar hayırlı ramazanlar diliyorum.

    YanıtlaSil
  6. Herşeyini geçtim o yeşilliği başka biryerde bulmak imkansız..Trabzonu gezdinizmi bende merak ettim :) Ben gidemedim bu yıl böyle resimleri görünce biraz hasret gideriyorum..

    YanıtlaSil
  7. Mekilacim insanın canı tur cekermi gece gece çekti ışte :)

    YanıtlaSil
  8. sena çeyiz: kesinlikle mutlaka gitmelisin canım =)

    swotpisces: inşallah canım gidersin

    adasehir: inşallah canım inşallah

    moriçe: canım maçkayı gezemedik =( ama sümela ya pek tabi kiş gittik

    mintinin mutfağı: sağol tatlım kesinlikle bir harikaydı muhlama =)

    beşparasız: kesinlikle katılıyorum sana canım,evet trabzon a da gittik canım =)

    sema: inşallah siz de gidersiniz canım benim =)

    YanıtlaSil

1yorum = 1tebesüm, yorumun için teşekkür ederim, beni çok mutlu ettin =)
Google hesabınız yok ise, yorum yapmak için Adı/URL kısmını seçip yorumunuzu bırakabilirsiniz =)