29 Nisan 2012 Pazar

Çikolatalı Çilek Ateşi (Çilekli Pasta)


Çileği sevmeyen pek az kişi vardır sanırım. Sevilmeyecek bir meyve değil zaten; rengi kokusu, lezzeti ayrı bir güzel. Bu pasta için "Çikolatalı Çilek Ateşi" adını düşünme nedenim ise; pastanın kenarlarını süslerken kullandığım alt sıradaki çileklerin ateş görüntüsünü andırması, kek kısmını yerken de daha çok çikolata ya da browni tarzı bir lezzet ile karşılaşılması. Eee hem çilek hem çikolata en uygun isim de bence ancak bu olabilirdi.


Tarif yine sıkı takipçisi olduğum, verdiği tarifler konusunda kesinlikle tereddüt duymadan uygulamaya koyulduğum Cafe Fernando 'dan. Ancak iki ayrı tariften iki farklı kısmı alıp harmanladım ve bu pastayı yaptım. Pastanın kek kısmı buradaki ve ara krema kısmı ise buradaki tariften. Kremayı daha önce yaptığım Çilekli Tart 'ta çok beğenmiştik, gerçekten lezzetli o nedenle pasta da tercih ettim.


Malzemeler – Kek

1+1/3 su bardağı (190 gram) un
1/2 su bardağı kakao
3/4 çay kaşığı karbonat
1/2 çay kaşığı kabartma tozu
1/4 çay kaşığı tuz
150 gram tereyağı, oda sıcaklığında
1/2 su bardağı (100 gram) kahverengi şeker
1/2 su bardağı (100 gram) şeker
3 adet büyük boy yumurta, oda sıcaklığında
1 çay kaşığı vanilya özütü
60 gram bittersweet (%70 kakao oranı) çikolata, eritilmiş ve oda sıcaklığına getirilmiş
1/2 su bardağı süt, oda sıcaklığında
1/2 su bardağı kaynar su
120 gram sütlü çikolata, ufalanmış
3 su bardağı çilek, dilimlenmiş

Yapılışı – Kek
* Fırınınızı 180 derecede önceden ısıtın. 25 cm capındaki kek kalıbınızın altına parşömen kağıdı serin, tereyağıyla parşömen kağıdını ve kalıbın kenarlarını yağlayıp birkaç kaşık un ekleyin ve bütün kalıba yayın. 
* Fazlalıkları döküp kalıbınızı bir kenara ayırın.
* Un, kakao, karbonat, kabartma tozu ve tuzu bir kaba eleyin.
* Tereyağını mikserinizin kabında yumuşayana kadar çırpın. Beyaz ve kahverengi şekerleri ekleyip 3 dakika daha çırpın. Karışıma yumurtaları teker teker ekleyerek çırpmaya devam edin. Vanilyayı ilave edin.
* Mikserinizin en yavaş ayarında çikolatayı ekleyin. Tamamen karıştığında süt ve kuru malzemeleri dönüşümlü olarak (kuru malzemelerle başlayın) 2-3 seferde ekleyin ve kuru malzemeler kaybolana kadar karıştırın. En son olarak hala en yavaş ayardayken kaynar suyu azar azar ekleyin. Ufalanmış çikolataları ekleyip tahta bir kaşık yardımıyla karıştırıp 25 cm çapındaki kek kalıbınıza dökün ve tepesini düzleyin.
* 180 derecede 35-40 dakika pişirin. Keki fırından çıkardıktan sonra 15-20 dakika soğumasını bekleyin. Ardından bir bıçağı kekin çevresinde gezdirerek kelepçeli kalıptan kolay çıkması için hazırlayın. Kalıptan çıkardığınız keki tam ortasından ikiye kesin  



Vanilyalı Krema için
2 su bardağı süt
6 yumurta sarısı
1/2 su bardağı şeker
1/3 su bardağı mısır nişastası, elenmiş
1.5 çay kaşığı vanilya özütü
3.5 çorba kaşığı tereyağı, ufak parçalara bölünmüş ve oda sıcaklığında

Yapılışı

Vanilyalı pasta kremasını hazırlamak için, ufak bir tencerede sütü kaynama noktasına gelene kadar ısıtın.
* Orta boy başka bir tencerede (ateşin üzerinde değil) yumurta sarılarını, şekeri ve mısır nişastasını çırpın. Hızlıca çırpmaya devam ederken azar azar kaynar sütün 1/4 su bardaklık kısmını ekleyin (bir defada eklemeyin ve çırpmayı bırakmayın yoksa yumurta sarıları sütün ısısından pişip topak topak olacaktır). Yine çırpmaya devam ederek sütün geri kalanını ekleyin. Orta boy ateşin üzerine alarak hiç durmadan ve güçlü bir şekilde kaynama noktasına gelene kadar çırpmaya devam edin. Kaynamaya başladıktan sonra 1-2 dakika daha çırpıp ateşten alın.
* Vanilya özütünü ekleyin ve tekrar karışana kadar çırpın. 5 dakika bekletip ılınmasını sağlayın. Ardından tereyağ parçalarını yavaş yavaş ekleyip tamamı eriyene kadar çırpmaya devam edin. Eğer kremayı hemen kullanacaksanız buz ve su dolu bir kaba oturtup arada sırada çırparak soğutabilirsiniz. Daha sonra kullanmak üzere hazırlıyorsanız da bir kaba aktarıp üzerine streç film kapayarak (tepesini kremaya bastırın ki arada hava kalmasın böylelikle kremanın tepesi de kurumayacaktır) buzdolabına koyun. Buzdolabında tazeliğini 3 gün boyunca koruyacaktır.

Arası ve üzeri için ;
2 paket kremşanti
kremşanti için süt
yeterli miktarda yaklaşık 1/2 kg çilek

Keki ortasından ikiye kestikten sonra arasına hazırladığımız kremadan koyup ardından dilimlenmiş çilekleri diziyoruz. Kekin diğer katını da kapattıktan sonra kremanın kalanını ilave ediyoruz. Ben bu şekilde yani dışını süslemeden dolapta bir gece beklettim. Ardından kremşantiyi hazırlayıp pastanın dışını kaplıyoruz ve çileklerle dilediğimiz gibi süslüyoruz.
Devamını oku...

27 Nisan 2012 Cuma

Milföy Pizza


Sabahları kahvaltı sofrasında bulunan demirbaş gıdaların yanında bazen de farklı lezzetlerin olması ;güne güzel başlamak açısından gerçekten iyi oluyor. En azından sabah mahmuru olan ev ahalisinin sofradaki farklı lezzeti görüp de "Ooo neler yapılmış, mis mis" vs demeleri bile o ana ayrı bir neşe katıyor =) 
Daha önce de Kahvaltılık Ekmek Dilimleri başlığı ile yine sabah sofraları için farklı bir lezzet paylaşmıştım. Bu defaki lezzet ablamla ortak çalışmamızın ürünü oldu. =) Temel fikir ve araştırması da ondandı fakat uygulama aşamasında miktar fazla olunca yetiştirebilmek için ben de yardım eli uzattım. 
Gerçekten çok kolay hazırlanan bir tarif.


İki şekilde de yapabilirsiniz. Dilerseniz milföyleri düz bir tepside yukarıdaki fotoğrafta göründüğü gibi ya da muffin pişirmek için kullanılan oyuklu tepside aşağıdaki fotoğrafta göründüğü gibi kullanabilirsiniz. Her iki durumda da altlarına pişirme kağıdı(yağlı kağıt) sermeyi unutmayın. Ben ilk pişirme yöntemini daha çok tercih ederim çünkü çabuk pişiyor =) İkinci şekilde ise taban kısımlarının pişmesi biraz zaman alabiliyor. 
Tarif için gerekli malzemeleri miktar olarak net bir şekilde veremiyorum. Ancak şöyle anlatabilirim. Yapacağınız milföy sayısına bağlı olarak; her bir milföy hamuru için; 2 dilim sucuk, 2 dilim biber, 1 dilim domates, 1 tatlı kaşığı haşlanmış mısır, ve zevkinize göre yeter miktarda kaşar. 
1.pişirme yönteminde milföyleri yağlı kağıt üzerine koyup kenarlarını fotoğraftaki gibi bıçakla çiziyoruz. Orta kısıma önce sucukları ardından biber domates ve mısırları koyup fırında hafif kızarana dek pişiriyoruz. Çok kızarırsa hamur çok fazla kuruyor. Fırından çıkarmadan önce üzerilerine kaşar peynirlerini koyup peynirler eriyene dek 2-3 dakika daha fırında bekletiyoruz ardından çıkarıp sıcak olarak servis ediyoruz.


2.pişirme şeklinde ise; tepsideki oyuklara yağlı kağıt yerleştirdikten sonra milföyleri koyup elimizle hafifçe bastırıp hamurların yerleşmesini ve malzemeleri koyabileceğimiz çukurların oluşmasını sağlıyoruz. Sonrasında iç malzemeleri yerleştiriyor ve aynı pişirme yöntemini uyguluyoruz . Fakat taban kısımları biraz  geç piştiği için bu yöntemde pişme süresini biraz uzun tutuyoruz. Tepsiyi fırından çıkarmadan önce yine üzerilerine kaşar peynirlerini koyuyoruz. Tabanının pişme durumundan emin olamadığınız noktada bir tanesini çıkarıp bakabilirsiniz.
Dilerseniz sucuk yerine başka malzemeler de kullanabilirsiniz. 
Devamını oku...

26 Nisan 2012 Perşembe

Kurdele Taç


Ara ara fırsat bulup bir şeyler yazsam da bloga, bu yazılar arasındaki zaman farkı oldukça fazlalaşmıştı. İçim içimi yiyordu ancak hayat koşturmacası yapılması gerekenler vs fırsat vermiyordu. Buna rağmen beni yalnız bırakmayan yorumlarını ve kıymetli zamanlarını esirgemeyen herkese çok çok teşekkür ederim. Kendi yazılarımdaki yorumlara dahi cevap verebilmek için ancak dün biraz zaman bulmuştum. Ve yorumlarınıza geri dönüşleri yavaş yavaş, geç de olsa yapmaya çalışıyorum. Bu nedenle sizden çok özür diliyorum =(  
Bu tacı yaparken de uzun zamandır bir hediye vermediğimi düşündüm. Bu nedenle izleyici sayım 500 olduğunda güzel bir hediye vermeyi planlıyorum.Ve çekilişte kesinlikle hiç bir şart, koşul vs sunmayacağım.Tamamen karşılıksız bir hediye olacak yani. 
Hediyenin ne olacağı konusu kaba hatları ile kafamda belirli ancak  o zamana dek tabi ki değişik fikirler de düşünebilirim.


Bu üç rengin uyumuna gerçekten bayılırım. O nedenle bu renklerden oluşan kurdeleli, dantelli bir taç yapmak istedim. 
Aslında çoğu bayan için hoş bir aksesuar dahi günü güzelleştirmek için, kendisini daha iyi hissedebilmek için yeterlidir. Yani her zaman giydikleri bir kıyafet kombini yeni ya da çok sevdiği bir kolye, küpe, bileklik, toka veya taç ile daha özel ve hoş olabilir. Sanırım bu duygunun altında; halen içimizdeki o minik kız çocuklarının yaşıyor olması gizli. Hani küçük bir kız görürüz; bileğinde plastik pembe bilezikleri, kolunda oyuncak süslü çantası ve kimi zaman bizi bile imrendirebilen tokaları ile bir gülümseme yaratırlar yüzümüzde. Bence aslında çoğu bayan ruhunda halen öyle bir çocuk gizliyor. Fırsat olsa ve kimsenin önemsemeyeceğini,bakmayacağını bilse; çocuk parkındaki salıncaklarda sallanmayı, kocaman pamuk şekerlerden yemeyi, koşmayı, zıplamayı, sesi çirkin veya güzel fark etmez bağıra bağıra şarkılar söylemeyi kim istemez ? =)


Sanırım bu taç da böyle duygular ile dolu olan iç dünyamın bir yansıması şeklinde çıktı ortaya. Hem renkli, hem hoş, hem zarif, hem çocuksu, hem de duru...
Ve diğer satışta olan ürünlerim arasında yerini aldı. Satıştaki ürünlerimi Mekila Satıyor başlıklı facebook albümümden görebilirsiniz.

Devamını oku...

25 Nisan 2012 Çarşamba

Ekler


Profiterolün akrabası olan bu nefis lezzete "ekler" yerine başka bir isim olmalıydı bence. Yani en azından profiterol kadar afili bir adı olmalıydı =)
Öncelikle şunu belirteyim ki fotoğraftaki görüntüye aldanmayın. Normalde ekler üzerindeki çikolata böyle akışkan değildir evet, ama bu nefis şey, üzerine çikolata sosunu yüklenip bu fotoğrafı 1 saniyede çekilip mide yollarına çıkmıştı bile. Yani sos sonrasında dinlenmesi gerekir o zaman klasik görüntüsüne kavuşuyor ekler pastamız. Fakat böyle harika bir tat saniyesinde tüketildi ev ahalisi tarafından. Ben bir yandan aralarına kremayı koyuyor çikolata sos sonrası tabağa diziyordum, kafamı çevirip bakıyorum ki tabak bomboş. Aslında hepsini güzelce dizip ekler dolu bir tabak fotoğraflamak istiyordum ama mümkün değildi. Hemen bir tane kaçırdım da bu fotoğrafları çekebildim.Gerçi tam dilediğim gibi bir kare elde edemedim ama bu fotoğraflar bile olmayabilirdi. Hatta ben fotoğrafı çekerken mutfaktakiler kendisine ekler hazırlayıp yemeye devam etti.
Sonrasında "Ben yaptım ama daha tadına bile bakamadım." dedim ve bir tane kapıp yedim. Amanııın aman o nasıl bir lezzet. "Savulun bundan sonrakiler benim, ben yiceeeem." dedim. Yaptıkça yedim, "Şu ne güzel oldu şunu da mı yesem, ay bu da çok lezzetli görünüyor hmmmm " =)
Ekler pastanın hamur ve çikolata ganaj sosu  Cafe Fernando Fıstıklı Ekler tarifinden aldım (anlatımı gayet detaylı olduğu için tarifi aynen ekliyorum.).Ara kreması ise bilindik süt, un, şekerden oluşan muhallebi karışımı. Hamuru hazırlarken biraz hata yaptığım için biraz yamuk oldular ama lezzetlerinde eksiklik kesinlikle yoktu. Bir dahaki sefere daha düzgün hamurlar elde edeceğime inanıyorum.
Tarifi her ne kadar uzun ve karışık görünse de bir defa yaptığınızda aslında o kadar da zor olmadığını göreceksiniz. Ve bu lezzetin bu denli kolay hazırlanabiliyor olması bence süper =)

Malzemeler:

Ekler Hamuru
* 1 su bardağı su
* 100 gram tereyağı
* 1/2 çay kaşığı tuz
* 1+1/4 su bardağı un
* 4 adet büyük boy yumurta, oda sıcaklığında

Çikolatalı Ganaj Sos
* 120 gram bittersweet çikolata
* 1/4 su bardağı süt kreması
* 2 çorba kaşığı süt


Ara Kreması
* 1/2 litre süt
* 1 su bardağı şeker
* 5 yemek kaşığı un
* 1 paket kremşanti ve hazırlanması için 1/2 su bardağı süt



( Hamuru ve çikolata sosu hazırlamadan önce ara kremasını hazırlayın. Bunun için süt şeker ve unu bir tencereye koyup iyice çırpın, unların topaklanmamasına dikkat edin. Tencereyi ocağa alın ve sürekli karıştırarak pişirin. Muhallebi kıvamı alıp koyulaşınca ocaktan alın. Durdukça donacak katılaşacaktır o nedenle aradabir karıştırarak soğumasını ve kabuklanmamasını sağlayın. Başka bir kapta kremşantiyi hazırlayın. Unla pişirdiğiniz muhallebi tamamen soğuyunca kremşantiyi  ekleyin ve mikser ile iyice karıştırın. Ve hamur ile çikolata sos hazır olana dek bir kenarda bekletin. )


-- Su, tuz ve tereyağını, orta boy bir tencerede, kısık ateşte, tereyağı tamamen eriyene kadar tahta bir kaşıkla karıştırın.
-- Tereyağı tamamen eridikten sonra ocağın altını açıp yüksek ateşte kaynama noktasına getirin ve ateşten alın.
-- Unu tek seferde karışımın içine döküp tahta bir kaşık yardımıyla karıştırarak yedirin.
-- Tencereyi tekrar ocağa alıp, orta ateşte, hamurun suyu biraz uçup tencerenin altında ince bir hamur tabakası oluşana kadar, yaklaşık 3 dakika boyunca (bu pişirme aşaması çok önemli, dikkatli olunmazsa sonrasında cıvık bir hamur elde edebilirsiniz)  aralıksız olarak tahta kaşıkla karıştırmaya devam edin.
-- Ateşten alıp karışım biraz soğuyana kadar tahta kaşıkla karıştırmaya devam edin (karışım çok sıcak olursa yumurtalar eklendikten sonra pişmeye başlayacak ve istenmeyen bir yumurta kokusunun oluşmasına sebep olacaktır).
-- Ardından yumurtaları teker teker ekleyin ve her eklemeden sonra hamura iyice yedirecek şekilde karıştırın. Yumurtalar ilk eklendiğinde hamur kesilmiş gibi görünebilir, endişe etmeyin, karıştırdıkça hamur pürüzsüz ve yapışkan bir kıvam almaya başlayacaktır.
-- Yumurtaların eklenmesi bittiğinde yapışkan ve elastik bir hamur elde edeceksiniz. Baş ve işaret parmağınızla aldığınız bir parça hamur, parmaklarınızı açtığınızda kırılmayıp uzuyorsa hamur şekil vermek için hazırdır. Eğer bu kıvamı elde edemediyseniz ekstradan bir adet yumurtanın beyazını ekleyip tekrar karıştırın.
-- Hiç bekletmeden, hamuru 2 cm genişliğinde bir uç takılmış büyük boy bir krema torbasına (veya kilitli buzdolabı poşetleri de olur, yalnız çok ince oldukları için piknik poşet diye satılanları tavsiye etmiyorum, (kremayı koyup ucundan iki santimetrelik bir delik açabilirsiniz) koyup 12 cm boyunda hamur parçalarını aralarında 5′er cm kalacak şekilde yağlı kağıt serili iki adet fırın tepsisinin üzerine sıkın.  İlk etapta çok ince görünebilirler ama fırında genişleyeceklerini hesaba katın.
-- 10 dakika boyunca pişirip ardından fırının kapağını aralayıp tahta bir kaşığın sapını sokarak çok az açıklık bırakın ve 5 dakika daha pişirin. 15. dakikanın sonunda tepsileri önleri arkaya gelecek şekilde ve alttaki tepsiyi üsttekiyle değiştirmek suretiyle tekrar fırına yerleştirin ve fırın kapısı yine kaşığın sapıyla hafif aralık kalacak şekide 10 dakika daha pişirin. Pişirme süresi mutfaktaki neme, sıcaklığa ve fırınınızın özelliklerine göre değişiklik göstereceği için bu verdiğim dakikalar yerine hamurun tamamıyla yükselmiş olması ve dışının altın rengi almış olmasını baz alın. En son 10 dakikayı buna göre isterseniz uzatabilirsiniz (toplam süre 25 dakika – 10 dakika kapak kapalı + 5 dakika kapı aralık, fırın tepsilerinin yerlerini değiştir + 10 dakika kapı yine aralık).
-- Ekler hamurlarını fırından çıkartıp soğumaya bırakın.
-- Eklerler soğurken çikolatalı ganaj sosunu hazırlayın. Krema ve sütü ufak boy bir tencerede kaynama noktasına getirip ince doğranmış çikolatanın üzerine dökün, 1 dakika bekleyip spatulayla karıştırarak pürüzsüz kıvamda bir sos elde edin.
-- Eklerler oda sıcaklığına geldiklerinde ortadan ikiye kesin, alt katmana ara kremadan doldurun, üst katmanını da çikolatalı ganaj sosa daldırıp üzerine kapatın.

Devamını oku...

11 Nisan 2012 Çarşamba

Nişan Yastığı


Dün yayınladığım şuradaki yazımda yer alan tüm sırları açıklıyorum bugün =) 
Öncelikle en çok merak uyandıran konuyla başlayayım. Yeni bir şeyler üzerinde çalıştığımı ve bunun için yeni malzemeler aldığımı yazmıştım, işte o malzemeler bu nişan yastığını hazırlamak içindi. Yakın bir zamanda çok yakın dostum canım arkadaşımın mutlu bir günü, yani nişan töreni gerçekleşecek. Evde yapılacak nişan için, canım arkadaşım benden yüzükleri sunmak için hoş bir ŞEY yapmamı rica etmişti. Tabi bu ŞEY olarak nitelendirilenin ne olduğunu belirtmemişti. Yani tepsi de olabilirdi yastık da. Tepsi yıllardır kullanılan klasik bir sunum tarzıydı,ben de o nedenle yastık yapmaya karar verdim. 


Bilirsiniz ben genelde keçe, pasta gibi konularla ilgileniyordum. Ancak el işi vb konularda bana güvenini her daim dile getiren arkadaşım ( kendisine çok teşekkür ederim ) sayesinde yeni bir konuya da girmiş oldum. Bu yaptığım ilk nişan yastığı oldu devamı gelir mi bilmiyorum. Çünkü hiç düşünmediğim bir alandı. Sizinle birlikte o da buradan ilk kez görecek, sürpriz olacak bir nevi.Söylememiştim kendisine yapmaya başladığımı veya bitirdiğimi. Umarım güvenini boşa çıkarmamışımdır ve beğenir =)


Yastığın öncelikle kumaşını aldığım için uygun tondaki ve düşündüğüm gibi zarif görüntüdeki danteli bulmak biraz zor oldu. Bayağı tuhafiyeci gezdim =) Dantel sonrasında ise yine ton olarak en yakın renkteki kurdeleleri bulmakta da güçlük çektim. Ne kadar zormuş yahu =) Şayet beyaz olsaydı her şey daha kolay olurdu ancak, fotoğrafta net çıkmasa da krem, kırık beyaz tonunda bir yastık hazırladım, istediğim de buydu. Yastığın üzerine farklı renkte kurdelelerden yaptığım gülleri ve köşelere de yine aynı kurdelelerden yaptığım fiyonkları yerleştirdim.Aslında köşelerinde fiyonk düşünmüyordum fakat bu defa da çok sönük bir yastık olacaktı, gecenin günün önemine uygun gösterişte olmayacaktı.O nedenle biraz süslemek iyi olacaktı. Biraz da inci serpiştirdim, sonuç ortada =) Nasıl buldunuz? Yastığa uygun bir de makas süslemeyi düşünüyorum, bakalım, henüz kesin değil.

Diğer bir konu da dün yazdığım ruj hakkında, renginin net çıkmadığını ve duruşunu sizlerle paylaşacağımı yazmıştım. Ben yine de fotoğrafın sonucundan memnun değilim. Kırmızı gibi görünüyor, makyajda çok daha hoş ve tam istediğim tonda duruyor. Bu fotoğraftaki rengin bir ton koyusunu düşünürseniz anlatmaya çalıştığım rengi hayal edebilirsiniz =)
Devamını oku...

10 Nisan 2012 Salı

Nerelerdeydim

Tam 1 haftadır buralarda yoktum,belki bir hafta az bir zaman gibi gelebilir kulağa ama blog ile ilgili olanlar bilirler, her gün yeni bir paylaşım içermeyen sayfalar, sanki yıllardır dokunulmamışcasına tozlanmış gibi hissettir insana klavyenin tuşlarını. Nasıl da özleniyormuş meğerse; yazmak, paylaşmak ve tüm bunların bir yerlerde birilerine ulaştığını bilmek =) 
Peki bunca zaman içerisinde neredeydim, neler oldu, neler yaptım. Geçtiğimiz salı günü annemin telefonu ile acilen Tarsus'a gitmem gerekti, halasının Kuzusu Ela'cığım feci şekilde grip olmuş. Daha minicik olan gözleri, burnu nasıl da kızarmıştı, nasıl öksürüyordu, uyumaya çalışıyor ancak uyuyamıyordu. Ninilerle uyutmaya çalışsak da o hastalığın verdiği sıkıntı ile gözünden yaşlar akarak inliyordu, zaten bir süre sonra gözleri de şişmişti =( Geçirdiği gribin ne denli ağır olduğunu, onunla ilgilendiğimin ertesi gününde ben de yaşamaya başlayınca anlamıştım. Ki çarşamba günü ortaya çıkan grip belirtileri ile başlayan hastalık bugün halen tamamen gitmiş değil benden.
Sonrasında cuma günü yeniden Adana'ya döndüm ve müsait olup alış verişe çıkabildiğim ilk anda eksik olan bazı makyaj malzemelerimi aldım. Şimdiye dek başka bir markanın fondötenini kullanıyordum. Bu defa bir değişiklik yaptım. Aslında mağazaya gittiğimde oldukça kararlı bir şekilde direk alacağım standa yönelmiştim fakat benim aradığım üründen kalmamıştı. Tabi bunun üzerine önerilen bir başka ürünü alıverdim. Bunda satış görevlisinin etkisi oldukça büyük =) Bravo gerçekten ona, çünkü bu konularda oldukça titiz ve takıntılıyım ürün değiştirmeyi pek sevmiyorum.
Ve sonunda aradığım bordo renkli ruju buldum. Fotoğrafta kırmızıya benzer bir renkte çıkmış fakat gerçekten dudakta makyaj ile bütünleştiğinde nefis duruyor =) Rengin tonu hakkında bir sonraki postta inşallah daha net bir fotoğraf yayınlamayı düşünüyorum.


Veee yeni bir çalışma için yeni malzemeler. Kafamda tasarladığım sonuca ulaşabilmek için epey bir dükkan gezip malzeme aradım diyebilirim. Şu an ürün bitmiş durumda, henüz bitti, taptaze =) Fakat ayrıntılı fotoğraflar ve bilgiler daha sonraya kalıyor. Çünkü gece veya akşam çekilen fotoğraflar pek hoş sonuç vermiyor.
Bakalım bitmiş halini gördüğünüzde beğenecek misiniz?
Devamını oku...

3 Nisan 2012 Salı

Ailece Tatilin Keyfi Sony Projeksiyonlu Handycam'le Çıkar!


Projeksiyon özelliği sayesinde Sony Handycam; ailece geçirdiğiniz o değerli anları, istediğiniz yerde tekrar tekrar izleyebileceğiniz ölümsüz anılara dönüştürüyor!

Ailece gidilen tatillerde, anılarımızı kaydetmek ve sevdiklerimizle paylaşmak için mutlaka yanımızda bir kamera götürürüz. Peki bu kamera aynı zamanda kaydettiğimiz videoları duvara yansıtabilseydi? Videoları sevdiklerimizle birlikte geniş bir alanda izlemek için bilgisayar veya televizyona muhtaç olmasaydık? Üstelik onları dilediğimiz zaman dilediğimiz yerde izleyebilseydik? Sony’nin yeni projeksiyonlu kamerası ile tüm bunlar artık mümkün!



Projeksiyon özelliğine sahip olan Sony Handycam, içindeki videoları istediğiniz yüzeye yansıtmanızı ve dilediğiniz an izlemenizi sağlıyor. Böylece hem ailenizle beraber yaşadığınız o değerli anları ölümsüzleştirebiliyor hem de onları sevdiklerinize de izleterek paylaşabiliyorsunuz. Artık anılarınız her zaman ve her yerde sizinle!

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...

2 Nisan 2012 Pazartesi

Haydi Zıpla =)


Cumartesi günü ailecek bir arada olma fırsatı bulmuşken, havanın bulutlu olmasına aldırmadan kendi güneşimizi yanımıza alarak çıktık dışarıya. Bol bol fotoğraf çekildik, hepsini paylaşmak istesem bu yazı oldukça çok yer kaplar =) Başlangıçta gri bulutlar biraz üzse de bizi, sonrasında bahar ile yenilenmiş çiçek kokan havanın tadını çıkarmaya çalıştık. Adana'nın meşhur Baraj Gölü çevresini gezdik, tarlalardaki ekinler de yeşermiş ki görülmesi gereken muhteşem bir manzara çıkmış ortaya; her yere rüzgar ile yünleri dalgalanan yemyeşil bir halı serilmiş gibiydi. Tabi bu güzellik içinde muzurluk yapılmadan durulur mu, ablamın "Haydi zıpla!" demesi ile işte bu fotoğraf çıktı ortaya =) Ama mutluluk paylaştıkça büyür değil mi, ben de çizgi arkadaşları çağırdım yanıma ve; yükseğe, olabildiğince yükseğe, en yükseğe zıplamaya çalıştık birlikte  =)


Bir kaç fotoğraf da Baraj Gölüne dair olsun istedim ama dediğim gibi gri bulutlar günü de renksiz kılıyordu. Ben de hayalimdeki gibi görebilmeniz için minik eklemeler yaptım fotoğraflara. Gerçekte de böyle güzellikler olabilse değil mi, kimse doğadaki canlılara zarar vermese, onlar da bizden korkmasa da böyle birlikte yaşanılabilinse. Ama ne mümkün =( Dünya, hamile köpekleri tekmeler ile, kuyruklarına taş bağlayıp denize atarak, psikopatça işkenceler ile içleri dahi titremeden nice zavallı hayvanı öldürenlerle dolu. Mesela bu gezintiyi yaptığımız gün; adamın birisi ineklerini otlatıyormuş ki bir tanesi yola doğru çıkmıştı, ve elindeki sopası ile hayvancağızın sırtına öyle bir vurdu ki anlatamam. Ne gerek var öyle vurmaya anlamıyorum yaaa anlamıyorum. Elini kaldırıp gideceği yöne yönlendirse zaten hayvan gider yani. Ağzı var dili yok zavallıların, bir de insanların yaptığı türlü kötülüklere maruz kalıyorlar. Neyse, çok sinirleniyorum...


Kuzenimin hikaye yazma şeklinde bir ödevi varmış ve benden yardım rica etmiş. Etmiş, diyorum çünkü henüz kendisi ile görüşme fırsatım olamadı. Bu nedenle konusunu da bilmiyorum ama ben kafamda bir şeyler düşündüm.Aslında hayal ettim desem sanırım daha doğru, çok hayal kurarım, acaba kova burcu olmanın bir etkisi var mıdır bunda =) Sanırım bugünkü yazımda fotoğrafların bu halde olmalarında hikaye hayal etmemin de etkisi oldu =) Belli mi olur bakarsınız ileride çocuk hikayeleri yazmaya başlarım =) Zaten ben de çocuk gibiyim galiba, son günlerde uçurtma uçurmak için nefis bir rüzgar vardı. Ve pencereden dışarıya baktığımda renk renk uçurtmalar görüyordum gökyüzünde. Ben de çok istiyorum şöyle kocaman rengarenk bir uçurtmanın ipini tutmayı onu uzaklara göndermeyi. Çocukken ablam ve ağabeyim damda ( Adana'da çatılı ev yoktur dam vardır) uçurtma uçururlarken öyle heyecanla izlerdim ki, "Ben de, ben de istiyorum, ben de uçuracağım" dediğimde 1 veya 2 saniye tutabilmişimdir o ipi. Aradaki yaş farkının çok olması ve evin en küçüğü olmanın bazı kötü yanları olabiliyor işte böyle =) 


Şu güzelliğe şu hazineye bakar mısınız. Hazine diyorum çünkü daha önce şurada bahsettiğim gibi buğday çimi çok yararlı bir besin. Gerçi bu fotoğraftakiler artık iyice büyümeye başlamışlar ama biz bir bardak suyunu dahi bulmakta zorlanırken böyle bir manzara karşısında etkilenmemek mümkün değil, hazine bulmuş gibi hissediyor insan. Aman ha böyle görüp de kimsenin bahçesini de talan etmeyin, biz sadece bol oksijeni ciğerlerimize çekip ayrıldık oradan =) 
Şu yemyeşil güzellik içinde, bir elimizde kocaman bir bulut gibi pamukşekeri, bir diğerinde de hayalini kurduğumuz renkli uçurtma olsa da; kimi zaman koşarak, kimi zaman rüzgarı dinleyerek çocuklar gibi neşeli olabilsek. Ve o neşe, mutluluk, gülümseme her daim yüzümüzde , kalbimizde kalabilse. Büyüdükçe, yaşlandıkça üzmese bizi hayat. 
Devamını oku...