20 Aralık 2013 Cuma

Kuaför Tercihim

Buraları epey ihmal ettim, yorumlarınıza dönemedim, tebriklerinize teşekkürlerimi iletemedim. Ama yaşayanlar bilir ki evliliğin ilk ayı adaptasyon açısından zordur, önemlidir. Ki bizim henüz 1 ay dahi olmadı ve bir kaç gün sonra da eşimin doğum günü var =)  O nedenle beni bir süreliğine mazur görün, fırsat buldukça yazabildiğim yazılarımla gönlünüzü alabiliyorumdur umarım.
Lafı fazla uzatmadan konuya geçeyim öyle ise =)
Düğün telaşesinde hayalimdeki gelinliği bulmaktan sonraki en büyük problem; beni anlayabilecek, dile getirdiğim noktaları gerçekten dinleyerek uygulayan iyi bir kuaför bulabilmekti.
Olabildiğince duru ve kendine özgü olan görüntüden yanayımdır. Bunun için araştırır ,yorumları yazılanları okur, gözlemlerim.
İşte bu araştırmalarım saç ve makyaj modelleri konusunda o kadar çok olmuştu ki bilgisayarımda bir klasör dolusu fotoğraf birikmişti. Makyaj konusunda son tercihim netleşmişti, kararımı vermiştim. Ancak sizin de başınıza gelmiştir, şu şekilde olsun, böyle yapalım dersiniz ancak yine de "Aaa sen gelinsin azcık da abartı olsun" diyerek düğün günü karışık olan kafanızı daha da bulandırarak sonucu hayalinizden gittikçe uzaklaştıran bir halde kalkarsınız makyaj koltuğundan.
Bu nedenle makyaj yaptıracaksam, örnek aldığım fotoğrafı da koyar cebime öyle giderim =)
Yani hem bu makyaj girdabına hem de saç karasızlığıma çözüm ararken, daha önce nişanındaki saçının özeni ile dikkatimi kuaförüne çektiren kuzenime de buradan teşekkür ederim. Bilmeden de olsa dolaylı yoldan bana çözümü sunmuş oldu =)


Sonrasında başka çalışmalarının örnek fotoğrafları var mıdır diyerek araştırmaya koyuldum.
Google 'a "Saloon Cem Güneş" yazmam yeterli olmuştu zaten. Hemen facebook sayfasını ziyaret ettiğimde başka fotoğraf ne demek, çalışmalarının her açıdan detaylı karelerinin yer aldığı zengin bir arşivle karşılaştım. Benim için bu çok önemli bir ayrıntıdır. Bir çok kişi bir yerleri önerdi ancak somut olarak görmek, o kuaförün paletindeki renkleri nasıl tabloya dönüştürdüğünü anlayabilmem için önemli bir noktaydı.
Öyle ki bana göre her beğeniyi resmedebilmişti. En gösterişli ve abartılısından tutun da en sade ve doğal olanı görebilirsiniz o fotoğraflarda. Kimisine "Bu hiç bana göre bir model değil." ve kimisine de " Ooo bu gerçekten hoş ve beğenilesi bir model." dedim. Bunca farklı saç modeli ile karşılaşmam bende; " Eğer uç noktalardaki tonları; renklerin kendi doğasında, o rengi tercih eden kişiye yakışır biçimde tuvale dökebiliyorsa, gerçekten yetenekli, hayal gücü geniş ve benim de hayalimi anlayabilecek bir kuafördür." şeklinde bir düşünce oluşturdu. Hatta fotoğraflara bakarken "İşte budur, aradığımı buldum"  dediğim modeli de görünce bilgisayarımda kocaman bir yer kaplayan saç modelleri klasörünü de sildim. Ve böylelikle salonu bulup ön görüşme yapmak için koyuldum yollara.


Ve tahmin ettiğim gibi, çok güleç ve gerçekten sizi dinlediğini, önemsediğini hissettiren biri ile görüştüm. Öyle ki elindeki işi bırakıp karşınıza oturuyor ve pür dikkat sizi dinliyor. İşini bırakamadı ve sizden müsaade mi istiyor, sizin de zamanınız varsa hemen mis gibi bir kahve ikram edip sıkılmadan beklemenizi sağlıyor, bir de fal bakan birileri olsaydı tam olacaktı =))
Güler yüzü ile düğün stresinizi azaltmaya çalışan esprili hallerinin yanında, işinin konsantrasyonunu asla elden bırakmayacak kadar da ciddi tavrı ile gerçekten işinin ustası biri Cem bey, kendisine yeniden teşekkür ederim.
Hem kına gecemdeki hem de düğünümdeki saç ve makyajım; benim beğenime, hayalime göre oldu.
Kafa karıştıran cümleler ile ne makyaj ne de saç yapımı sırasında karşılaştım. Dile getirdiklerimin gerçekleşmesini izledim yalnızca.


Düğün, kına, nişan hazırlığında olan veya her zaman için iyi bir kuaför arayışında bulunan arkadaşlarım, okuyucularım olabilir diye belirtiyorum; gönül rahatlığı ile gidin, ne düşündüğünüzü hayalinizi dile getirin. Gerisi Cem beyin yeteneğinde, rahat olun =)
İletişim bilgilerine ve benim de yer aldığım detaylı saç modellerinin fotoğraflarına facebook sayfasından ulaşabilirsiniz.
Yine de adres belirtmemi dilerseniz , yeri çok basit;
Ziyapaşa Bulvarı Burger King arkası, Adana =)
---
Ayrıca dış mekan fotoğraf çekimlerimi merak edip sonuçları bekleyenler   Emre Şekeroğlu  'nun facebook sayfasından ulaşabilirler. Bir maşallah diyerek bakın fotoğraflarımıza efendim =)
Herkese sevgiler.
Devamını oku...

10 Aralık 2013 Salı

Düğün ve Detaylar

 Merhabalaaaar =) "Nerelerdesin seeen, hani düğün hakkındaki yazın nerede ?" dediğinizi duyar gibiyim. Önceleri hazırlık evresi, telaşlar derken yazmaya fırsat bulamayan ben, şimdilerde de evlilik dolayısı ile (Yaptığınız değerli yorumlara geri dönüş yapamamamın en büyük nedenidir ayrıca)  fırsat bulamıyorum =)
Henüz 17 gündür evli olduğum; bunun 4 günü kadarı balayı, 2 - 3 günü yemek davetleri vs için gittiğinden, daha yeni yeni evimizdeki düzeni oturtabiliyoruz. Halen neyi nereye koyayım, ne eksiğimiz var bunlar ile uğraştığım oluyor. Çeyiz hazırlarken; tamamlandı, eksik yok sanıyor insan ama gün geçtikçe ihtiyaç duyduğun bir şeyi arayıp da bulamadığında "Aaa onu almayı nasıl unutmuşuz yahu, bu da unutulur mu ?" diyiveriyor insan. Mesela şişe açacağını unutmuşuz, bir kaç gün çatal vs ile açtık maden sularımızı =)
Neyse efendim geleyim düğün detaylarınaaa =)
Yine düzenlemeden duramadığım bir nokta daha. Gelin arabası süsleri; ne olursa olsun kendine özgü olma isteğimden işte bu konuya da el atmıştım düğünümde. Klasik, bilindik, alışılmış "Evleniyoruz, Mutluyuz" yazılarından kaçmaya çalışırken, ben bişiler yaparım ki, güzel de olur herhalde diyip işe koyuldum.
 
 
 Öncelikle; mutlu çiftlerin isimlerinin baş harfleri için asılan kağıttan süsler yerine, daha renkli ne yapabilirim diye düşündüm. Her zaman olduğu gibi ilk aklıma gelen; demirbaş malzemem keçeden bir şeyler hazırlamak oldu. Beğendiğim yazı fontlarından birini seçip yeterli boyutlarda çıktısını aldıktan sonra, kesme yapıştırma işlemlerini de tamamlayıp, arka planlarına da uygun büyüklükte bir kalp kestim. Böylece gelin arabası arka yazısının ilk bölümü tamamlanmış oldu.
 
 
 
Ardından sıra gelmişti, nasıl bir yazı yazacağıma. Bildiğiniz üzere  dilimizdeki "Evleniyoruz, Mutluyuz" yazılarının bir değişik versiyonu "Just Married" cümlesi de yabancı dildeki hali.  Daha önce bir yerde gördüğüm (ki uzun zaman önceydi) ve esprisinden dolayı aklımda yer edinmiş Just Married ve Mürüvvet karışımı olan "Just Mürüwedding" cümlesini yazmakta karar kıldım =) Elbette rengarenk ve neşeli bir şekilde olmalıydı. Yine aynı şekilde yeterli boyutlarda çıktısını hazırladığım harfleri, belli renk düzeni içerisinde keserek, kalın bir kurdele üzerine yapıştırdım. Bu sayede aracın arkasına asılması daha da kolaylaştı.
 
 
İşte sonuç =)
Her ne kadar özenle hazırlamış olsam da süsleri, arabayı süsleyen çiçekçinin azizliğine uğramıştık ve yine her şeyin kontrolümde olmadığını görmüş oldum =( Yukarıdaki fotoğrafta sol üstte, kalpli baş harflerin altından geçmesi gereken bağlantı kurdelesi, yazı düşmesin denilerek üstten geçirilmişti =(
Fotoğraf net ve güzel olmasa da genel görünüm olarak anlaşılabiliyor.
Aaah ah gelin olmayacaktım da ne de güzel çekerdim ben o fotoğrafı, aman kuzen kızmasın =) Neyse buna da şükür bir çeken olmuş da araba süsümüzü , hatıra kaldı bize.
Kuzeeen teşekkür ederim fotoğraf için =))
 
 
"Just Mürüwedding" demişken geleyim düğünümüzün facebooktaki etkinlik duyurusuna. Etkinlik fotoğrafımızı; başını oldukça ağrıttığımız, zaman ve emekleri için çok teşekkür ettiğimiz bir dostumuza çizdirdik. Çizim dışında kalan yazıları, süslemeleri biraz tebessüm oluşturması için film afişi tarzında yapmaya çalıştım.
 Aslında amacımız düğün davetiyemizde karikatürlerimizin yer alması idi, ancak daha sonrasında bazı nedenlerden dolayı vazgeçtik. Bu noktada yeniden ben devreye girdim =)
Bize özgü bir davetiyemiz olsun dedik, o nedenle de bilgisayarda, benim tasarladığım davetiyeyi bastırdık. [Yazılarını sansürlediğim zaman davetiyenin güzelliği gittiği için davetiyemizi buraya koyamıyorum =) ]
 
 
Şimdi bu dizi dizi paketler nedir diyenleriniz olabilir. Aslında başlarda duyduğumda bana da garip gelmişti ancak herkesin her yörenin farklı bir göreneği geleneği vardır. İşte eşimin memleketinde de düğün daveti "okuntu" denilen havlular ile düğün yapılacak yerin adresini içeren bir not ile yapılırmış. Bizde ise bilindik düğün davetiyesi dağıtılarak yapılıyor. Bu nedenle düğünümüzde iki farklı davet yapıldı, eşim tarafına okuntular ile, bizim tarafımıza ise davetiyeler ile.
Okuntuların daha hoş görünmesi için hazır satılan ağzı bantlı şeffaf poşetler aldık, üzerine iliştirilen notu ise yine ben tasarladım =)
 
 
Veee bu da gelinliğim altına tercih ettiğim ayakkabım, kırmızı =) Başlangıçta söylediğimde çoğu kişi yadırgadı bu durumu. Ancak ben kararlıydım; buketim kırmızı güllerden, ayakkabım kırmızı ve makyajım da abartısız, yalnızca dikkat çeken kırmızı bir rujdan oluşacaktı. Böylelikle de bütünlüğü sağlayabilecektim.
 
Henüz hazır olmayan gelinliğim =)
 
Gelinlik provalarımdan bir kareeee =)  Aslında gelinliğimi hazır almayı istediğimi fakat dilediğim modelde bulamadığım için diktirmek zorunda kaldığımı yazmıştım. Doğal olarak da acaba istediğim gelinliği yapabilecekler mi endişesini yaşamıştım. Ama ben sonuçtan da ilgiden de çok memnun olarak ayrıldım Emel Engin - Gözde Moda Evi 'nden. Bu moda evini de sevgili Hikmet arkadaşım sayesinde bulmuştum, yeniden çok teşekkür ederim kendisine. Ayrıca Gözde Moda Evi'ndeki Nevin ablaya da sonsuz kez teşekkür ederim ; benim gibi telaşlı kararsız, zor beğenen bir gelini dahi mutlu edebildiği için. Adana'da iseniz ve gelinlik arayışındaysanız gönül rahatlığı ile gidebilirsiniz, tavsiyemdir =)
Şimdi bu fotoğrafı koyunca yeri gelmiş oldu, öyle ise onu da yazayım. Bir önceki yazımda kınamıza dair detaylardan bahsetmiştim. İşte o yazımda yayınladığım fotoğraflarımda aynen bu fotoğrafta olduğu gibi yüzümü gizlemiştim. Adını belirtmeyen bir kişi de ;
" Profilinde zaten fotoğrafın varken kına fotonda yüzünü kapamaya çalışmanın mantığını açıklayabilir misin?" demişti. Ben de biraz sert de olsa cevaben:
 
demiştim.
Her ne ise, olsun ben yine de fotoğraflarımıza yer vermeye çalışacağım =)
Yüzlerimizi gizlemiş de olsam da =)

 
  Ta daaaaaaa =)  İşte bu da dış mekan fotoğraf çekimlerimiz sırasından bir kare ve gelinliğimin bitmiş hali =) Oldukça sade, taşsız, simsiz, parıltısız. Tülden çiçeklerle bezeli, yalnızca bu çiçeklerin ortasında inci taneleri olan bir gelinlik. Hayalimdeki gelinliğin somut hali =) Düğün sonrasında askıdayken dahi dönüp dönüp baktığım, yeniden yeniden giymek istediğim gelinliğim =)
Gelin buketimi de çekimler sırasında yardımcı olan asistan arkadaşın elinde görebilirsiniz.
Saç modelim, kınadaki model ile oldukça benzer göründü ancak benim topuz modellerine karşı oldukça fazla antipatim olduğu için bu şekilde tercih ettim, gayet de memnun kaldım, gayet de rahattım, duvak düşebilir türü yorumlar vardı, ancak hiçbir şekilde öyle olmadı. (Kuaför seçimimle alakalı detaylı bir yazıya daha sonra yer vereceğim.)
Dış mekan çekimlerimizdeki fotoğrafları şuradaki yazımda bahsettiğim fotoğrafçımın facebook sayfasında, yakın bir zamanda bulabileceksiniz.
   Bu arada düğün müziklerimizde; giriş için İbrahim Baştuğ'dan Beyaz Melek ve ilk dans şarkısı olarak da Nalan 'dan Aşk adlı parça tercihlerimizdi,bu ayrıntıları da belirtmeden geçmeyeyim dedim =)
Devamını oku...

3 Aralık 2013 Salı

Kına Gecesi ve Detaylar

     Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilir ki , evlilik hazırlığında oldukça stresli, gergin, sinirli bir hallerdeydim. Endişelerim, kafama taktığım konular oldukça fazla idi. Gerek blog yazarı, gerekse okuyucu arkadaşlarım yorumları ile destek olmaya, moral olarak düzelmem için elinden geleni yapmaya çalıştılar. Genel olarak söylenen; bu tatlı telaşların, güzel anların tadını olabildiğince stres yapmadan çıkarmaya çalışmam, planlansa da çoğu şeyin istenilen şekilde gitmediği yönündeki telkinlerdi.
      Olayın içinde iken görmeyen, duymayan, anlamayan insan; her şey bitip de ardına bir baktığında ; söylenenlerin ne kadar da doğru olduğunu görüyormuş. Belki de düğün hazırlığında olan gelin adayı arkadaşlarım vardır şimdi bu satırları okuyan. İşte ben de şimdi onlara şöyle diyorum; gerçekten hiçbir şey ne denli planlarsanız planlayın asla hayalinizdeki gibi, kendinizi hazırladığınız şekilde olmuyor. Çünkü törenler başlamadan önce senaristi de yönetmeni de siz olabilirsiniz her şeyin, ancak tören başladıktan sonra artık hiçbir şeye koşturamıyor idare edemiyor yönetemiyorsunuz. Siz yalnızca size biçilen rolü oynamak  zorunda kalıyorsunuz.
       En basitinden bir örnek; düğün salonunda kamera çekimi için görevli kişi ile önceden görüşme yaptığınızda sizden bir ricada bulunuyor; takı merasiminde düzenli sıra oluşturulması. Siz, ne var ki bunda halledilir diyip yakın çevrenize, o an orada yardımcı olabilecek kişilere bu durumu belirtiyorsunuz.   Lakin düğün günü o an gediğinde, ne size yardım eden kişiler bişi yapabiliyor ne de siz. Öylece, kameramanın el kol işaretleri ile yardım, uyarı hareketlerini izler şekilde, insan girdabındaki kalabalıkta kalıveriyorsunuz. Çünkü siz gelinsiniz, o an artık hiçbir şey yapamazsınız, içiniz içinizi yese de =)
Mesela, yine bahsetmiştim, düğündeki fotoğraf slaytı için hazırlıklar yaptığımdan, gönlüme göre güzel, özenli bir şeyler hazırlama çabasında olduğumdan. Hazırlamak sorun değil de siz görevli kişiye teslim ettikten sonra hazırladığınız çalışmayı, o artık sizin yaptığınız şey olmaktan çıkıyor. Yayın sistemlerine uymuyor, uygun olanını hazırlamaya zamanınız olmuyor vs vs.
Her şeye, her yere, her konuya yetişmeye çalıştım, bunun faydasını görmedim mi elbette gördüm. Hayal ettiklerimin %70 ini gerçekleştirmiş olmam temelde bu koşturmacalarıma ve planlarıma bağlı tabi ki. Ama insan,  o   %70   i olay anında göremiyor. Hep eksik kalan %30 a takılıp kalıyor, üzülüyor, kafa yoruyor. Bir de benim gibi plancı programcı biriyseniz yandınız =)
      Yönetemediğiniz bir diğer konu da hava durumudur , doğal olarak. Çoğu gelin damat adayı gibi biz de kına gecesi ve düğün tarihlerinde yağış var mıdır, yağmura kurban gitmeyelim diyerek meteorolojinin sayfasını aşındırır olmuştuk. Her şey güzel giderken bir gün şaka gibi bir manzara ile karşılaştık.
      15günlük tahmin listesinde 14 gün bol güneşli görünen Adana, geri kalan 1 günde yağmurlu idi. Ve o 1 gün ise tam da bizim düğün günümüzdü. O andan sonra sürekli şu şekilde dua eder olmuştum ; " Kına gecesi ve düğün günü yağmur yağmasın, ertesi gün yağsın." .
 Kulağa komik gelse de aynen bu şekilde dualar ile olumlu düşünmeye çalışıp düğün gününü bekliyordum.  [ ki tam da bu şekilde oldu, kına gecesi yağmaya ramak kalarak, düğün günü ise güneş gülümseyerek geçti ve ertesi gün yağmur fırtına =) ]
       Sonrasında büyük gün geldi çattı kına gecesi sabahında gri bulutlar kaplamıştı gökyüzünü ve ben her an üzüntü ve sinirden ağlama noktasında bekler olmuştum saatlerin geçişini. Tüm bunların yanına bir de evlilikten kaynaklı karışık duyguları, stresleri de eklerseniz anlayın artık ne hallerdeydim.
Kına gecesi törenimiz açık mekanda yapıldı. Piste gelip ilk dansa başladıktan sonra yağmur çiselemeye başladı. Sonra oyun havasına geçildiğinde çiseleme biraz daha hızlandı. O an hem misafirlere ayıp olmasın diyerek tebessüm ediyor, hem de şiddetlenecek mi, her şey yarım mı kalacak endişesi ile oynamaya çalışıyordum.
        Neyse ki bulutlar; eğlencemize, kına gecemize , mutluluğumuza hafif bir çiseleyerek dokunup, geçip gitti kendi yoluna.
        Geriye bir tek düğün günü kalmıştı. Aslında onda da önemli olan dış mekan çekimleri sırasında güneşin bizden yana olmasıydı. Düğün detaylarını başka bir yazıya saklayarak kına gecesine yeniden döneyim =)
Düğün , kına gecesine göre biraz daha resmi durmanız davranmanız gereken bir ortamdır genelde. İşte ben de bu yüzden kına gecesini daha renkli daha eğlenceli nasıl kılabilirim diye düşünmüş ve bir kaç küçük fikir uygulamaya koymuştum.
 
 
 Öncelikle aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz kırmızı "Kına Gecesi Hatırası" afişini hazırladım ki ; gelen konuklar önünde fotoğraf çekilip o günü daha bir net hatırlasınlar. Afişi hazırladım derken basımını da ben yapmadım tabi ki, onu uygun bir ücrete matbaacıda yaptırdım =) Geriye kalan ; yazılar, şekiller, düzenlemeleri, boyut ayarlarını vs bilgisayar ortamında yaptım. Ve afiş önünde poz verirken klasik, mecburi gülümsemeleri bir kenara atıp gerçekten , içten gülerek fotoğraf çekilsin konuklar diyerek bir de yukarıdaki komik maskeleri hazırladım. Malzeme olarak da keçe kullandım. Bilgisayardan çıktı aldığım şablonları keçeden keserek kalın bir karton üzerine yapıştırdım bu sırada karton ve keçe arasına tutulması en uygun gördüğüm yerden ahşap çubukları ekledim. Yine keçe şekilleri takip ederek de kartondan maskeleri çıkardım. Böylece gergin bir şekilde dümdüz duran , keçe yumuşaklığından dolayı bükülmeyen maskeler elde ettim.
Maskeleri yine kırmızı renkli kağıt ile kapladığım bir kutuya koyarak afişin yanına astırdım. Astırdım diyorum çünkü bu süslemeler hazırlıklar yapılırken ben de kuaförde süslenmekteydim =)
 
 
Kına töreni başlangıcında ve ilerleyen dakikalarda gözüm hep afişin asılı olduğu noktadaydı. Gerçekten çok emek vermiş zaman harcamıştım. Hele hele matbaadan afişi alıp eve getirme aşamasında resmen mahvoldum, kocaman dev gibi bir rulo düşünün, hafif, ancak kırılmaması eğilip bükülmemesi gerekiyor. Neyse efendim, işte uzunca bir süre kimse hiç bir tepki vermedi, hatta ve hatta ne olduğunu merak edip de gidip bakmadı dahi kutu içerisine. O zaman işte en çok da emeklerime, harcadığım zamana üzülüyordum. Ki bir süre sonra konuklar tek tek fotoğraf çektirmeye başladı, daha sonraki zamanlarda afişin önü fotoğraf çekilmek için kalabalıklaştı, Öyle neşeli fotoğraflar çekildi ki, bir ara ben de katıldım aralarına, gelin kız ağırlığını bırakarak =)  Düğün dernek geçip de arkadaşlarınızın, sevdiklerinizin çekildikleri bu fotoğrafları sosyal ortamda paylaşıp mutlu olduklarını görünce siz de mutlu oluyorsunuz. Kınası olacaklara tavsiyemdir, gönül rahatlığı ile uygulayabilirsiniz bu  eğlenceli detayı.

 
Gelelim bir diğer fotoğrafa, bu kalp şekilli daireler nedir acabaaaaa? =)
        Belki daha önce duymuşsunuzdur, kına için el şablonları satılır. İstanbulda bu tür şeyleri bulmak daha kolaydır, Adana bu yönden biraz fakir. İşte ben de kına gecesi avuç içine anlamsız bir şekilde yakılan kınaya ne çözüm bulabilirim diyince işte bu şekiller çıktı ortaya. Hazırlaması 5 dakika.
 Keçeden (ki benim demirbaş malzememdir =) ) avuç içinizin büyüklüğü kadar bir daire kesiyorsunuz, tam ortasından da dilediğiniz büyüklükte bir kalp şekli çıkarıyorsunuz. Arka kısmına dilerseniz benim yaptığım gibi silikon ile streç film yapıştırıyorsunuz. Bundaki amaç nedir; bir ihtimal, keçe üzerine konulan kına, keçeyi geçip elinize ulaşırsa oluşturduğunuz şekli bozmasın. Eğer kınayı uzun süre elinizde tutmayacaksanız sorun olmayacaktır, arkasına herhangi bir şey yapıştırmanıza gerek yok.

 
Vee diğer kına malzemeleri; kına tepsisi, nedime mumları, kına mumları, maytaplar, damat parmağına kına için parmaklık, kına duvağı ve eldivenleri, damat omzuna bayrak işlemeli kırmızı şal, kına yakıldıktan sonra avuca koyulan güller, kına dağıtma sepeti ve kınalar. Bir de sizlerde uygulanır mı bilmem ancak fotoğrafın sol alt köşesinde gördüğünüz huni şeklinde gelin baş şekeri.
Kına yakıldıktan sonra gelin başı üzeri hizasına getirilip vurularak kırılır, bekar olan genç kızlar bu şekerden alıp bir tutam yer, onlara da kısmet olması için =)
 
 
 Kınada giydiğim tarlatanlı kınalığımda gri taşlar bulunmaktaydı, bu nedenle aldığım aksesuar ve ayakkabılar da bu tonda oldu. Aslında ben daha sade ve daha küçük boyutta bir kına gecesi düşlerdim. Ancak nişan törenimiz aile içinde olunca kına için mecbur bu denli detaylı bir merasim içinde buldum kendimi. Öyle ki tarlatanlı kınalıklardan hiç hoşlanmaz abartı bulurdum , ama başa gelince bazı şeyleri mecbur uyguluyormuşsunuz =) Zaten abartılı olanlarından elimden geldiğince uzak durdum, gördüğüm -en sade- elbiseyi seçtim.

 
Küpeleriiiiim =)

 
Tacıııım =)  Aaa bu arada taç konusuna gelince bir noktadan bahsetmediğimi hatırladım. Efendim ben kınamda da düğünümde de duvak taktım. E hani abartı sevmiyordun dediğinizi duyar gibiyim. Evet sevmiyorum da madem yaptım eksiksiz olsun dedim, daha önce bir fotoğrafta görüp " Aslında neden olmasın, olur olur, hem de çok güzel olur" dediğim duvak olayını yaptım. Bu bildiğiniz basit nedime duvaklarından değil, gelinlikte takılan bilindik duvağın kırmızı hali =) Neyse bir kaç resim sonra zaten ne demek istediğimi göreceksiniz =)

 
İşte yine duramayıp müdahale ettiğim bir diğer detay, kınalarda, bir vazo konularak süslenen boş masaya süs yaptığım yetmemiş gibi aynı tülden bir de sandalyelere süs yaptım. Evet evet masamız için de aynen bu şekilde; kurdeleden fiyonklar bulunan, kırmızı tülden süsler hazırladım.
 
 
 Bu kırmızılıklara biraz daha kırmızılık ekleyeyim ortam bütünlüğü tamamlansın diyerek kırmızı rafyaları çapraz bağlatarak üzerine kırmızı balonlar bağlayarak tavana astık. İşte bu aşamayı sabah erkenden kalkıp ben de yaptım [ akşama kınası olan gelin, dayanamayıp kına mekanını süsledi, her şeyi kafasına göre hazırlaması şart ya hani =) ], ancak daha sonra orkestrada görevli olan kişiler değiştirmiş, eski gösterişli hali kalmamıştı  =(  Yani yine planladığım gibi olmamıştı. Ama o anki mutluluğumuz, ailelerimizin sevinç tebessümleri bu küçük eksikliği önemsiz bir nokta haline getirmişti.
 
 
Veeee ta daaaaaaaaa =)  İşte tarlatanlı kınalığım, işte kına duvağım, işte her ne kadar yüzümü photoshop ve fotoğraf makinası ile kamufle etmiş olsam da kınadan dakikalar önce kuafördeki Mekila =) Tacım ve duvağım net görünmemiş ama olsun =)

 Gelin olmadan önce baba ocağında, çekildiğim son fotoğraflarımmış meğerse bunlar
;(
 
Bu da gri tonlarındaki aksesuarlarım ve ayakkabımla uyumlu gri işlemeli bindallım. Normalde elbiseli bindallı giymeyi düşünüyordum ancak , ablamın da tavsiyesi ile bu şalvarlı olanı giyip beğendim. Bindallıyı kına yakılırken giydim, bu sırada kına duvağımı da çıkarmamıştım, üzerine örtülmüştü yani işlemeli olan duvağım.
Daha önce şurada yayınladığım yazımda nedimeler için hazırladığım basit ve sade taçlardan bahsetmiştim. Sayı olarak 12 adet hazırlamış ve nedime bulmakta zorlanacağımdan endişe etmiştim ki o gece, nedimeler değil taçlar yetersiz geldi =)

 
Kına gecemize dair detaylar işte böyleee, sonraki yazılarımda ; düğün hazırlıkları , kuaför detayları , gelinlik ayrıntıları, fotoğraf çekimleri, ev dekorasyonum hakkındaki konuları paylaşmak dileğiyle görüşmek üzere.
Devamını oku...

30 Kasım 2013 Cumartesi

Karlık Evi 'nde Balayı

         Uzuuun ve yorucu bir blog sessizliği ardından yeniden herkese merhaba. Bir önceki yazımda; düğün sonrasında balayında olduğumu belirtmiş ve döndüğümde ayrıntıları içeren yazılarıma başlayacağımı söylemiştim. Hem son güncel yayınım ardından geçen süre fazlalığından, hem de evlilik, düğün vs konularından dolayı anlatacak o kadar çooook şey var ki. Düzenli ve anlaşılır bir şekilde nasıl paylaşabilirim düşünüp duruyorum =) Hepsi zaten bir tek yazıya sığmaz, o nedenle bir süre okuyacaklarınız, düğünüm hakkındaki konuları içerecek.
          Söze balayı diyerek başladım öyle ise bu şekilde de devam edeyim. Düğünümüz 23 Kasım 'da oldu. Bu tarih her ne kadar Adana için halen bir t_shirt ve ince bir hırka giyilebilen güneşli günler yaşatmış olsa da, balayı mekanı arayışları sırasında biliyorduk ki, o tarihlerde Adana dışındaki şehirlerde hava sıcaklığı bu denli cömert olmayacaktı. Bu durumda "balayı için nereye gidilir" sorusu karşılığında Google 'ın ilk sırada sunduğu Antalya seçenekleri Kasım ayına ve aslında büyük oranda benim mantığıma uygun düşmüyordu. Deniz kenarında, bilindik otel ortamlarında tatil günlerini harcamak hiç ama hiç sevimli gelmeyen bir şeydir benim için. Mutlaka gezilip görülmeye değer bir özelliği olmalıdır gidilen şehrin. Herkesin balayı mekanları diyerek dayattığı, reklamını yaptığı, akla ilk gelen yerler benim için tamamen itici olmuştu her daim.
         Konaklanacak otel hem kendine özgü, hem evinizdeymişçesine sıcak ortamı olan, hem de bulunduğu yer gezip görülecekleri bol bir şehirde olmalıydı. Sonuçta balayı diyince illa dört duvar arasında tüketilmesi gerekmiyor bu güzel tatilin. Tam tersi birlikte bir çok yer gezip daha da renklendirilmesi gereken tatlı zamanlardandır. Eğer duvarlar arasına hapsolmaksa tercihiniz, evde kalmak daha az maliyetli bir balayı geçirmenizi sağlar bence.
         Neyse ki eşim de benimle aynı fikirdeydi ve hem harika güzellikteki yerleri gezip anılarımıza yenilerini ekledik hem de tercih ettiğimiz otel bize evimizdeki rahatlığı sunduğu için düğün yorgunluğunu attığımız oldukça konforlu bir tatil geçirdik. Biz tercihimizi Kapadokya 'dan yana kullandık ve geri dönüş zamanı geldiğinde " İyi ki de buraya gelmişiz." diyerek ayrıldık oradan.
         Çoğu konuda kendi fikir süzgecim yanında; araştırmadan, hakkındaki yorumları okumadan karar vermemeyi tercih eden ben, konaklayacağımız yer konusunda da aynı titizliği gösterip seçimimi yapmıştım. Ancak eşim Kapadokya 'da bir çok otel olduğunu ve henüz daha zaman olduğu için bir kaç yere daha bakmamı söylemişti. Baktım; günlerce, bulduğum her fırsatta araştırdım. Fakat ben kararımı çoktan vermiştim. Her ne kadar ben karar vermiş olsam da balayı yalnızca benim tatilim değildi, eşimin de içine sineceği ve onay vereceği bir yer olması gerekiyordu, doğal olarak.
         Bir gün gelip, çok güzel bir otel bulduğunu, arkadaşının tavsiye ettiğini belirtip bana fotoğraflarını gösterdi. Hemen kısa bir araştırma yaptım ve okuduğum yorumlar pek iç açıcı gelmedi. Bunu kendisi ile de paylaştım fakat balayı için gidilecek şehri büyük oranda ben belirleyince, otel konusunda kararı eşime bıraktım. Düğün sonrasındaki gün yola koyulduk akşam saatlerinde otele ulaşmıştık. Ancak yaşadığımız olumsuzluklar, eksiklikler, okuduğum ve araştırdığım şeylerin doğruluğunu kanıtladı ve ertesi gün, sabah erkenden oradan ayrıldık. O otelin adını ve ayrıntılarını doğru olmadığını düşündüğüm için yazmıyorum. Ancak Kapadokya 'ya gitmeyi düşünenler olursa iletişim kısmından bana ulaşıp öğrenebilirler.
          

 
   Her işte bir hayır vardır derler hani, işte o kötü otel sayesinde, benim daha önce araştırıp beğendiğim ve gayet de memnun kaldığımız Karlık Evi 'ne yerleştik. Toplamda konaklayacağımız 3 gece vardı, 1 gecesi diğer otelde geçince Karlık Evi için 2 gece kalmıştı. Öyle mutlu olduk, öyle memnun kaldık ki yeni "Ev"imizden , hiç bitmesin tatilimiz istedik. Çok sıcak bir ortam ve ilgi ile karşılandık. Tutabileceğimiz boş bir odanın olup olmadığını öğrenmek için beklerken dahi şık bir köşeye oturtulduk ve krakerler eşliğinde çayımızı yudumladık.
Sonrasında seçeneğimiz olan odaları görmek için oteli gezmeye koyulduk. İlk girdiğimiz oda benim daha önce de Karlık Evi 'nin internet sitesinde görüp beğendiğim bir oda idi, tamam dedik ve yerleştik. Aslında önceden odanızı beğeniyor ona göre rezervasyonunuzu yaptırıyorsunuz. Ancak bizim bu istisnai, zor durumumuzda dahi gerçekten çok memnun ve mutlu olmamızı sağladılar.
 
 
Sabah erkenden odamıza yerleştikten sonra vakit kaybetmeden Kapadokya 'nın güzelliklerini görmek için harekete geçtik. Ancak bir sorun vardı ve daha biz nasıl çözeriz bunu diye düşünmeden, Karlık Evi'nin oldukça düşünceli çalışanlarından biri olan Bukem hanım 5 dakika içinde derdimize derman sundu. Problemimiz şuydu; balayı için yer seçmiştik, gezmek  görmek istiyorduk ancak düğün telaşı ,koşturmacasından nasıl bir rota izleyeceğimizi , nereden nereye gidileceğini, nereleri mutlaka görmemiz gerektiğini, nerede ne yiyeceğimizi bilmiyorduk.  Aşağıdaki fotoğrafta görebileceğiniz iki parşömen kağıdı, hiç bir şey bilmeden, kimseye ihtiyaç duymadan Kapadokya'nın çoğu yerini rahatlıkla keşfetmemizi sağladı.
 
 
Belki küçük bir ayrıntı ancak çok düşünceli ve oldukça yardımcı bir el oldu bizim için.
Karlık Evi 'nin sıcak ve ilgili ortamı beni kendimden geçirdi ve daha ilk dakikalarda "Hemen fotoğraflamalıyım bu güzel yeri ve paylaşmalıyım" diye düşündüm.
 
 
       Karlık Evi 'nde kaldığımız ilk gün , aracımız da olduğu için ve verilen iki bilgilendirici parşömen sayesinde Kapadokya ' nın %80 'ini gezdik. Geri döndüğümüzde balayında olduğumuzu bilen Karlık Evi sakinleri bize çok hoş bir ikram, mumlar, tütsüler ve çiçekler ile süslenmiş bir oda hazırlamıştı. Kaldığımız oda 306 numaralı MAVİ oda idi. Kutu gibi (ki bizim için gayet yeterliydi büyüklüğü) sevimli, buna rağmen oldukça konforlu, manzarası ile büyüleyici, dekorasyonu ile evdeymişsiniz hissini veren tavsiye edebileceğim bir oda.

Sürpriz ikram =)
 
 
Gece fotoğraf çekmeyi sevmiyorum ancak hazırlanan sürprizler bozulmadan karelemem ancak bu şekilde mümkündü =)

 

 
Ben her ne kadar güzel bir fotoğraf elde edememişsem de çok çok rahat, konforlu ve oldukça temiz mis gibi bir yatak.
 
 
 
 
İkinci gün yağmuru, sisi fırtınayı haber veren bulutların, penceremizdeki sabah manzarası; dümdüz bir vadi sonunda dağlar, üzerinde çarşaf gibi serilmeye hazır gökyüzü.

Minik bir de keyif balkonumuz vardı, tüm vadiyi ve Uçhisar Kalesi 'ni kucaklayan.
 
 İlk güne tam tezat nitelikte yağmurlu ve kapalı bir hava ile karşılaştık ikinci gün. Buna rağmen kalan kısımları da görebilmek için düştük yollara ancak bir önceki gün gayet hoş olan sıcaklık artık o denli ılıman değildi, buz kestiriyordu, haliyle fazla süre kalamadık dışarılarda. Elimizdeki tavsiye mekanlar listesinden bir yer seçip yemeğimizi yedikten ve hediyelik eşyalarımızı da aldıktan sonra odamıza döndük. Ve 2. bir sürpriz ile karşılandık.

 
Üzerinde eşimin ve benim adımızın yazılı olduğu , Abdullah Şen ve Karlık Evi sakinlerinin ikramı olan özel yapım şarap çok hoş bir hatıra ve jest oldu bizim için. Hatıra demişken öyle de kalsın istedik, bozmadan aldık evimize getirdik.
 
 
 
 
Otel, oda artı kahvaltı şeklinde çalışmakta. Kahvaltı için restoran kısmı öyle hoş dekore edilmiş ki, sanki evinizdeki yemek odasına geçiyorsunuz. Kahvaltıdaki gıda çeşitliliğini saymak zaman alacağı için bir kaç kare fotoğrafladım, ancak bunlar yalnızca masamıza sığanlar, bunun yanında servis sehpasında roka salata vs de mevcuttu. Çayımızı da termosta sıcak sıcak yanımıza getirdiler. Bardaklarımız boşaldıkça doyasıya doldurup içtik.

 
 
 
Mevsim olarak baharda veya yazın gitmiş olsaydık daha yeşil manzaralar ile konaklayacaktık belki ama inanın bu hali dahi müthişti. Hatta eşimle, kar yağdığında kışın nasıl güzel olur buralar diye düşünmüştük.
 


 
 
 
Karlık Evi'nden otel olarak bahsetmek bana göre hiç yeterli bir tanımlama değil, adı üstünde ev demek en güzel tabir olacaktır. Sanki bir eşimizin bir arkadaşımızın dostumuzun evinde misafir olarak kalmışız hissini veren bir mekan. Daha netleştirmek ve gözünüzde hayalinizde canlandırabilmenizi kolaylaştırabilmek adına bol bol fotoğraf çektim, elimden geldiğince de paylaşmaya çalışıyorum.
 
 

 
Vadi manzaralı; tavla, satranç oynayabileceğiniz çok sıcak şirin bir köşe.

 Resim atölyesi kısmında yapılan resimlerin yer aldığı koridorlar.
 
 İki gün dahi de olsa hatıralarımızda gerçekten hoş bir yer edinen, kapısından çıkıp aracımızda yol almaya başlarken iyi ki de gelmişiz, iyi ki de burada kalmışız dedirten bir evimiz oldu Kapadokya'da. Bir tebessüm, küçük sürprizler, biraz ilgi öyle güzel kapılar açıyor ki insan kalbinde, buradan Karlık Evi çalışanlarına yeniden ve yeniden çok çok teşekkür ediyoruz.
Ayrılırken, aracımız ardından su dökerek gerçekten bir dost yuvasına veda ettiğimizi hissettiren   Bukem hanıma da sevgiler yolluyoruz.
Kaleme almayı unuttuğum veya merak ettiğiniz detaylar için, iletişim bilgileri için, nasıl bir yermiş burası , odaları nasılmış tüm bu sorularınızın cevabı için sizi  Karlık Evi 'nin sitesine yönlendireyim.
Bugün için anlatabileceklerim şimdilik bu kadar. Düğün, kına, balayı vs diğer tüm konuları sonraki yazılarımda okuyabilirsiniz.
Devamını oku...

26 Kasım 2013 Salı

Düğün Sonrası

Aylar öncesinden başlayan koşturmacalar, hazırlıklar, araştırmalar , düzenlemeler ardından; ışık hızında geçen ve "ne oldu, nasıl oldu, ne zaman bitti, geçti " dedirten, oldukça yorucu bir düğün ardından şu an balayındayız.
Hazırlık ve koşturmaca evresinde yeni yazılar yazamadığım için bulduğum bir iki dakikalık fırsatta, Adana 'ya döndüğümde paylaşacağım ayrıntıların haberini verip ; hem sizi biraz meraklandırmak hem de buralardayım, kaybolmadım demek istedim.



Şu anda, çalışanları gayet ilgili ve sıcak kanlı olan, çoook çok rahat ettiğimiz ve detaylarını uzuuuun uzadıya sonraki yazılarımda kaleme alacağım bir oteldeyiz. Hatıra olması adına kendimiz için, bilgilendirme olması adına da sizler için bol bol fotoğraf çekiyorum. Yeniden görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın, herkese sevgiler.
Devamını oku...

30 Ekim 2013 Çarşamba

Eski Fotoğraflar (Fenerbahçe Anahtarlıkları), Yeni Haberler

 
Yazı başlığında da belirttiğim gibi, fotoğraflar eski, yani şu sıralar düğün hazırlığı dolayısı ile bu şekilde çalışmalar veya siparişler ile ilgilenemiyorum. Anahtarlıkların birisi, Batu adında dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebeğin fanatik babası içindi.
Bir diğeri ise; kendisi Fenerbahçeli olmasa da, sevgilisi için güzel ve özel bir hediye edinmek isteyen beyefendinin isteği üzerine, isimlerinin baş harflerini içerecek şekildeydi.
Aslında anahtarlıkları bahane ederek; yani "Artık yayınlamam gerek bu çalışmaları yoksa neredeyse yıllar geçecek eskiyecek" şeklindeki düşünceler ile kendimi bloga yazı yazacak fırsatı bulmak için zorladım. Hiç mi fırsat bulamadım daha önce?
 
 
Elbette buldum, ancak artık düğüne bir kaç hafta kaldığı için duygusal ve fikirsel dengelerim karışmış durumda. Bir iki defa bilgisayar başına oturdum, blogda yeni yazı yazma kısmını dahi açtım, ancak parmaklarım bir türlü tuşlara dokunamadı.
Ah ne çok yazdım değil mi önceki yazılarımda da düğün nedeni ile gergin olduğumu, kafamın karışık ve yoğun olduğunu. Sanırım artık " Yahu şu kızın düğünü olsun bitsin de biz de kurtulalım kendisi de." diyorsunuzdur.
Ben, kendi adıma aynen öyle bir cümle kuruyorum, sıkıldım bu telaşlı hallerimden, ayağımı uzatıp oturayım, keyif kahvelerini dingin kafa ile yudumlayayım, bol bol film izleyeyim, aklımda yalnızca okuduğum kitabın canlandırdığı görüntüler belirsin istiyorum.
Hanımlar az da olsa burç konularında ilgilidirler, ben günlük burç yorumu vs konulara inanmam, sevmem de. Yalnızca karakter özelliklerine inanırım. Mesela ben kova kadını özelliklerine %90 uyan biriyim. Ve kova burcu kişilerinin az ya da çok kendilerine hayran oldukları bilinir. Şu zamana dek bu burca dahil olduğum için mutlu ve gayet de gururlu idim . Amaaa meşhur özelliklerinden olan planlı, titiz, ölçen biçen, programlayan yapısı artık beni çıldırma noktasına getirdi.



Biliyorum sakin olmalıyım, biliyorum bazı şeyleri akışına bırakmalıyım ve biliyorum ki her şey her zaman planlandığı gibi olmaz. Ama gelin görün ki bunları bilsem de yine de kendime söz geçiremiyorum. Herhangi bir aksilik anında birden köpürüyor, en basit pürüzde sanki koca dağlar yıkılmış gibi davranıyorum. Her ne kadar "Boş ver, zaten tamamen hayal ettiğin gibi olamaz." deyip dursam da  kendime. Olmuyor, olmuyor... Çok önemsediğim için çok titizleniyor, çok titizlendiğim için çok programlıyor, çok programladığım için de çok gerginleşiyorum.
Peki çaresi var mı? Var! O da yalnızca düğünün geçip gitmesi.
Uzun lafın kısası, buralardayım efendim, buralardayım da mazur görün beni, yani bir şeyler yazamıyorum ancak elimden geldiğince hazırlık aşamaları, ayrıntılar ile alakalı fotoğraflar çekiyorum. Kısmet olursa düğünden sonra o fotoğraflar ile güzel yazılar paylaşacağım sizinle.
İşte bu yüzden düğünden sonra görüşmek üzere inşallah.
Herkese sevgiler.
Devamını oku...