30 Haziran 2013 Pazar

Mekila ' dan Hediye - Çekiliş


Takipçi sayım 500 olduğunda çoğu blog yazarının yaptığı gibi ben de hediye vereceğimi belirtmiştim. Ancak sınav, çeyiz, koşturmaca, ha bugün ha yarın, "Acaba ne hediye etsem" diye düşünürken, takipçi sayım 550'ye yaklaşmış.
Sonuç olarak en güzel hediyenin bana özgü bir keçe çalışması olmasının daha hoş olacağı noktasına varınca koyuldum iş başına. Nasıl bir şey olsun, şurasında şu olsa mı, yok yok öyle güzel olmadı derken işte bu çanta çıktı ortaya. Daha yepyeni =) Fırsat bulmuşken, zaman varken oturdum, oldukça da emek harcayarak yaptım ve gün ışığını kaçırmadan hemeeeeen fotoğrafladım. Öyle heyecanlıydım ki çekilişi sizlere duyurmak için o nedenle çantanın iç astarını dahi geçirmeden bir görün istedim hediyemi. Çekiliş süresi 1 ay, o zamana dek astarını da yapmış olurum.


Çekiliş içeriğinden bahsedecek olursam; beni facebook'da, blogda ...  vs takip edin veya çekilişimi blogumu duyurun gibi şartlar sunmayacağım. Çoğu zaman başka bloglarda çekilişleri görüyorum ancak sırf şartlar uzayıp gittiği için katılasım gelmiyor. Daha önce ben de 1 defa o tarz bir çekiliş yapmıştım. Ancak gördüm ki katılmak isteyen insana eziyetten başka bir şey olmuyor. Bu tamamen benim düşüncem, herkesin seçimi farklıdır, saygı da duyarım. Ama ben adı üstünde HEDİYE vermek istediğim için blogumu tanıtım veya izleyicimi arttırmayı amaçlayıcı linkler vs.ler şart koşmuyorum. İstiyorum ki gerçekten burada olmayı, blogumu okumayı seven kişiler arkadaşlık etsin bana. 
-----
Onun dışında "Ama ben arkadaşlarım da katılsın bu çekilişe istiyorum, onlar da denesin şansını" derseniz, size kalmış tabi ki duyurabilirsiniz çekilişi. Duyurmak isteyenler aradıkları fotoğrafa blogumun facebook sayfasından ulaşabilirler; 
-----
Çekiliş 30 Haziran 2013 bu postun yayını ile başlayıp 30 Temmuz 2013 saat 23.59 da bitecektir. Katılım süresi dolduktan sonra, çekilişe dahil olanların isim listesini numaralandırarak buradan yayınlayacağım. Bu yayından sonra hepinizin de bildiği gibi random.org ile kazananı belirleyip, sonucu da fotoğraflayarak , fazla bekletmeden olabildiğince çabuk duyuracağım. 
Katılmak isteyenlerin yapması gereken tek şey; yorum kısmına , normal yorumlarının yanında 
" Hediye istiyorum, ben de varım"
şeklinde net biçimde katılım durumlarını yazmak.
Ve üzülerek belirtmeliyim ki, yurt dışındaki takipçilerim veya okuyucularımı kargo nedeniyle çekilişe dahil edemeyeceğim :( 
Yurt dışındaki arkadaşlar lütfen katılıp, listeye dahil olarak diğer kişilerin haklarını öldürmesinler.
NOT: ADSIZ YORUMLAR DA ÇEKİLİŞE DAHİL OLMAYACAKTIR. 
-----
1 ay gibi bir süre olduğu için çekiliş bitiminde şehir dışında olma vs gibi istenmeyen veya beklenmeyen herhangi bir durumda sizleri kesinlikle bilgilendirmeye çalışacağım. 


Gelelim çantamızın özelliklerine; fotoğrafta da yer aldığı üzere boyutları belirtmeye çalıştım, renk en iyi şekilde, benim, çantayı elimde tuttuğum fotoğrafta görülebilir. Çanta dış kısmı tamamen keçeden, yanlar elde dikimdir, üzerinde süslemek için siyah boncuk kullandım, iç astarı açık pembe kumaştandır. Ağız kısmında çantayı kapatmak için (siyah kare şeklinde görünen) yer cırt cırtlıdır. Çanta askısı zincirler hariç =) tamamen el yapımı ve doğaçlama bir çalışmadır. Sahibine şimdiden hayırlı olsun =)
Evet katılım başlamıştır, herkese bol şans dilerim =)

Devamını oku...

26 Haziran 2013 Çarşamba

Ankara ' da - 3 - Ve Nefis Bir Tatlı


Ankara'da bulunduğum zamana dair yazılarımın 3. ve son bölümü ile merhabalar =) Sözü çok uzatmadan kısa kısa cümlelerle asıl ulaşmak istediğim noktaya geleceğim yazının sonunda, tabi ki nefis bir tatlı tarifine =) Bol bol fotoğraf çekmiştim, içlerinden seçim yaparak ancak bu kadar azaltabildim. Aksi halde bu yazı serisi 3 değil 300 bile olabilirdi. Çektiğim fotoğrafların kimi araçta seyir halinde gezerken, kimi yaya gezerken. Amacım görebildiğim her detayı , o günleri bana daha net hatırlatabilsin diye karelemekti.


Bir kaç saniyeliğine geçit trafiğini engelleyerek, üst geçitten geçerken çektiğim bir kare ... 


Bu güzel kahvaltı sofrası ise, yengemin misafirperver  bir komşusunun bize sürprizi, kendisine yeniden teşekkür ederiz, her şey çok güzeldi.


Ve bir başka günkü  rotamız Hacı Bayram-ı Veli Cami ve türbesi idi. Ankara'ya gitmişken Beypazarı'nı da görmeyi çok istiyordum ancak az bir zamana çok plan sığdırmak pek mümkün olmuyor. 


Fotoğraflardan görürdüm Beypazarı evlerini ve merak ederdim, Hacı Bayram - ı Veli Cami'ne gidince çevresindeki yerlerin restore edildiğini ve Beypazarı evlerini andırdığını görünce mutlu oldum, sanırım biraz Pollyannacılık oynadım, Beypazarı'nı görmüş gibi mutlu olmaya çalıştım =)


Hal böyle olunca da yüklendim fotoğraf makinemin deklanşörüne =)




 Yukarıdaki gibi görünen bir evde yaşamak nasıl olurdu diye hayal ettim bir an, çok hayalperestim sanırım =) Ne zaman Safranbolu, Beypazarı vs gibi eski evleri, konakları görsem, kim bilir kimler yaşadı, ağladı güldü bu evlerde, nasıl hayatlar, anılar geçti acaba diye düşünürüm.


Buraya kadar gelmişken camiyi ve içerisini fotoğraflamadan olmazdı tabi ki.


Burası bayanlara ait abdesthanesi.


 İçeride ise böylesine güzel süslemeler vardı. İbadet edenleri rahatsız etmemek adına çabucak çekmeye çalışınca fotoğraf da biraz bulanık çıkmış, kusura bakmayın.






Dışarıda müzik yayını vardı ve bu müziğe göre sularla çeşitli şekiller yapan hoş da bir havuz bulunuyor.


Havuzun hemen yanında ise tarihi bir kalıntı, ayrıntıları aşağıdaki tabela fotoğrafından okuyabilirsiniz.




Son olarak da türbenin içi . . .


Veee gelelim tatlımıza. Yine Ankara'da bulunduğum sırada misafirlikte tattığım bir lezzet. Bu güzellikle beni tanıştırdığı için Meral ablaya da çok çok teşekkür ederim. Tatlı öncesi yediğimiz yemekler de bir harikaydı, ellerine sağlık canım benim. Yemeklerden tıka basa yemeseydim bu güzel tatlıdan oldukça fazla yerdim kesinlikle. Belki çoğunuz biliyordur bu tarifi ancak ben ilk kez karşılaştım ilk kez tattım. Adını bilmiyorum ancak internette kuru incirli tatlı olarak aradığımda benzer görüntüdeki tariflere rastladım. Ben sizinle, bire bir Meral abladan aldığım, kağıda döktüğüm tarifi paylaşacağım.

Malzemeler:

Kek için
1 su bardağı ceviz
1 su bardağı un
4 yumurta
1 su bardağı şeker
2 çay kaşığı tarçın
1 su bardağı 3ü1 arada kahve (keki ıslatmak için)
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
6 - 7 adet kuru incir

Krema için
4 su bardağı süt  kremanın muhallebisini pişirmek için
1 su bardağı süt kremşanti için
1 paket vanilya
5 yemek kaşığı şeker
2 yemek kaşığı mısır nişastası
2 yemek kaşığı un
2 yemek kaşığı labne 
1 yemek kaşığı margarin

Üzeri için
ceviz

Kek için gerekli olan ceviz içlerini, dişe gelecek irilikte dövüyoruz, incirleri de küp küp doğruyoruz. Yumurta şeker çırpılıp toz malzemeler (un, k.tozu,vanilya,tarçın) de eklendikten sonra hazırladığımız ceviz ve incirleri de karışıma ilave edip, daha sonra üzerine krema da ilave edildiğinde taşmayacak derinlikte, uygunlukta bir kalıpta, 170'C de üzeri kızarana dek pişiriyoruz. Kek fırından çıkıp ılıdıktan sonra 1 bardak hazırladığımız 3ü1 arada kahve ile ıslatıyoruz. 
Kremanın muhallebisi içinse; süt şeker, mısır nişastası ve un sürekli karıştırılıp topaklanmaması sağlanarak pişirilir. Muhallebi piştikten sonra soğumaya bırakılır, bu sırada da kremşanti hazırlanır. Her ikisi de karışabilecek sıcaklığa ulaştığında labne de eklenerek çırpılır. 
Hazırlanan krema soğuttuğumuz kek üzerine eşit şekilde dağıtılarak dökülür ve buzdolabında dinlendirilir. 
Servis yaparken üzerine yine dövülmüş ceviz içi serpilir, afiyetle yenilir =)

Devamını oku...

24 Haziran 2013 Pazartesi

Ankara ' da - 2 -


Sınav sonrası boşta kalan günleri, nasıl değerlendirebilirdik? Tabi ki gezerek =) Rotamız yengemin memleketi  Elmadağ Kayadibi Köyü idi. Giderken, yolda Hasanoğlan yol ayrımı tabelasını görünce aklıma köy enstitüleri hakkında okuduklarım, o zamana dair gördüğüm fotoğraflar geldi birden, düşüncelere daldım. Sonrasında yemyeşil manzarası ile işte bu yol karşıladı bizi.


Köy ile alakalı daha ayrıntılı fotoğraflar çekmeyi planlıyordum ancak daha farklı konular ile meşgul olunca (ki bu konuları aşağıda yazdıklarımı okuyunca öğreneceksiniz) zaman çabucak geçmiş, akşam olduğundan fotoğraf çekebilmek için yeterli gün ışığı kalmamıştı.


Bu arada köy sakinleri çocukların okula ulaşımındaki servis sorunlarını da dile getirmişlerdi. Köyde okul binası bulunduğunu görmüştüm ancak, okul faaliyette değilmiş :(  Bunu da hemen belirteyim istedim, belki bir şekilde bu yazdıklarım okunur da bir çözüm bulunabilir.


Çiçek fotoğraflarıma güzel bir kırmızı tonunu da eklemeyi unutmadım. Öylece yanından geçip gittiğimiz, çiçekler nasıl da harika görünüyor dönüp de onlara baktığımızda.


Yukarıdaki fotoğrafta görünen küçük kulübe (ev) ile karşılaştığımda, dekorasyon bloglarında gördüğüm sevimli minik evleri anımsatınca hemen kareledim. Ben kulübe diyorum ancak asıl adı ekmek evi =) Olsun hayalperest ben, onu minik sevimli bir ev gibi düşledim =) Ha ha ha böyle söyleyince aklıma Bob Ross geldi "Şurada sevimli minik bir ağaç varmış."


O minik evin olduğu bahçede bir de böyle lezzetli, doğal mı doğal meyveler vardı, çilek delisi olarak halimi az çok hayal edebilirsiniz, o kadar çok çilek fotoğrafı çekmişim ki en son içlerinden bunu seçebildim =)


Ne güzel bir duygu doğa ile iç içe olmak, kendi yiyeceğini yetiştirebilmek, emeğinin karşılığını güzelliklerle görebilmek. 


Onca yolu gidip, üzerine bahçe keşfine çıktıktan sonra acıkmışsanız ve bahçe manzaralı böyle bir sofra ile karşılaşırsanız sevinmemeniz mümkün olur mu =) Ama en çok sevindiğim; yıllaaaar yıllaaaaar önce yine Ankara'da yediğim ve tadını bir türlü unutamadığım gözlemelerdi. Tavşan ayağı ile yağlanıyor bu gözlemeler. Başta biraz kulağa kötü geliyor "tavşan ayağı" konusu, zaten merak etmeyin bu defa yediğim gözlemeler normal fırça ile yağlanmıştı. Ancak yıllar önce yediğim böyle değildi ve bildiğim kadarı ile aslı, tavşan ayağı ile yapılmalıymış.


Veee asıl sürpriz işte bu oldu benim için. Çeyiz hazırlığında da olduğumdan pek bir ilgilendim, fotoğraflar çektim, meraklandım. Bir anlığına çocukluğuma gittim. Adana'da çeyiz kurdelalar ile eve serilir, görmeye gelen hanım misafirlere gösterilir, bir kısmı da araca yüklenir davul zurna eşliğinde şehirde konvoy ile dolaştırılıp eve getirilirdi. Biz de küçük olduğumuz için annemizin elinden tutar "Aman bir şeye dokunma" uyarıları eşliğinde bakardık çeyize. Artık böyle değil, sanırım ben de böyle yapmazdım zaten =) Fazla kalabalık ve telaşlı ortamları sevmiyorum ne yazık ki =) Belki bu köyde olduğu gibi başka şehirlerde veya köylerde de halen çeyiz serilmesi, gezilmesi göreneği devam ediyordur, ancak benim gördüğüm kadarıyla bizim çevremizde pek kalmadı.


Yine de böyle bir görenek ile yeniden karşılaşmış olmak gerçekten güzeldi. Onca emek, onca hayal ile hazırlanan gözünün nurunu döken sevdiklerinizi hatırlatacak eşyalar...


İşte orada, genç bir kızın hayali , bekliyor beyaz saflığı ile.. Allah ömür boyu mutlu mesut etsin, nazarlardan korusun.


Bu arada çok da hoşuma giden farklı bir kına gecesi yapıldığını öğrendim. Ancak ne yazık ki görebilme imkanım olmadı. Kına gecesine orada "kız başı" deniliyormuş. Gelinin kız arkadaşları ,kardeşleri, kuzenleri vs evde toplanıp çeşitli oyunlar oynar, sohbet eder, eğlenirlermiş. Ve bu durum sabaha dek sürermiş, her kim ki yorgunluğa ve uykuya yenik düşer uyuya kalırsa yüzleri siyaha boyanırmış. Ayrıca çeyizi görmeye gelenlere de çeyiz sakızı diye sakız da dağıtılırmış. Ben de bir avuç dolusu sakızla geri döndüm =)

" Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal ! "

Dönüş yolunda da işte bu güzel manzarayla karşılaştım, aracın hızından dolayı pek net yakalayamasam da bu kare de yeterlidir sanırım. 
İşte böyleee, Ankara'daki günlerimi anlattığım yazılarımın son bölümünü paylaşmak için, yine beklerim sizi bloguma  =) 
Devamını oku...

23 Haziran 2013 Pazar

Ankara ' da - 1 -



 Mint Yeşili Kolye başlıklı yazımda uzun bir süredir yeni bir şeyler yazmadığımı ancak bu süre zarfında olanları daha sonraki bir yazımda anlatacağımı söylemiştim. İşte o yazım bu =) 
Üzerinden biraz zaman geçtiği ve normalde not aldığım halde bu defa ihmal ettiğim için, anlatırken yanlışlarım olur veya sürç-i lisan edersem, affınıza =)
17 Mayıs - 22 Mayıs tarihleri arasında, girmem gereken bir sınav için Ankara'daydım. Aslında bu yıl blogumdaki yazılarımın arasındaki sürelerin fazla olması canımı sıksa da hayat koşturmacası, her daim rahat zamanlar sunmuyor bilgisayar başına oturmak için. Bu sınava hazırlanma dönemi, evlilik hazırlıkları, çeyiz hazırlıkları, iş arayışları zaman geçip gitti. Çok şükür ki sınav için verdiğim emek, harcadığım zaman karşılığını buldu, olumlu bir sonuç elde ettim. 
Yukarıdaki fotoğrafı  sabahın ilk saatleri otobüsümüz Ankara'ya ulaştığı zaman çekmiştim. Adana'dan çok daha düzenli, (ve doğal olarak) çok çoook daha gelişmiş ancak bir o kadar da koşturmacası bol bir şehir. Yani sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar koştur koştur çevrenizden geçiyor, tabi ki hayatın kendisi koşturmaca zaten, ancak bunu Adana'da bu denli hissetmiyorsunuz. 
Aşağıdaki fotoğrafta ise kaldığımız evin penceresinden görünen harika manzara yer alıyor, ki 19 Mayıs günü gecesinde, güzelliği bir kat daha artmıştı.


Sınav öncesi en önemli şey, sınav yerim olan okulu bulmaktı. Adres biraz karışık gibi gelse de sonrasında oldukça kolay ve merkezi bir yerde olduğunu gördük. Okul yerini de öğrendiğimize göre artık stres atmak için biraz gezebilirdik. Gezdiğim yerleri fotoğraflarken ilk defa garip bir de olay yaşadım, aşağıdaki kareyi çekerken fotoğrafta gördüğünüz ,yüzünü sansürlediğim kişi ve yanındaki görevli, fotoğraf çektiğimi anlayınca birden ardımdan seslenmeye başladı. "Bayaaan ! Bayaaan!" döndük baktık "Bizim mi fotoğrafımızı çektiniz?" diye sordular. "Haydaaaa, hayran olduğum bir sanatçısınız da sizi fotoğrafladım sanki" dedim içimden. "Hayır " dedim. İşin tuhaf yanı, minyon biriyim ve bu fotoğrafı çekebilmek için makinayı yukarı kaldırıp zoom özelliğini kullandım ki aceleyle çektim ayrıca. Öyle yukarıya doğru tutarken makinayı, nasıl olur da onları çektiğimi düşündüler anlamadım.


Böyle gezerken, çeyizlik alış veriş için çok uygun, Moda Çarşısı adında bir yer varmış, tabi görmeden olur mu hemen girdik içeriye.


Neler yoktu ki neler... Tüm dükkanlara bakacak olsanız kesinlikle akşama dek çıkamazsınız.


Çeşit çeşit, güzelliklere bakar mısınız.


Aslında daha ayrıntılı, açıklayıcı adresler ile vermek isterdim bilgileri, fotoğrafları ancak dediğim gibi üzerinden zaman geçti, aah ah bir de not almadım ki bir kenara =(


Efendim daha Ankara'da iken daha başka nereleri gezdim; Kentpark, Ankamall, And Çarşısı, Cepa,  Bauhaus... And Çarşısı'na gelinliklere bakmak için girmiştik, denemeyi düşünmüyordum açıkçası, ancak bir tane gelinlik gözüme hoş görününce denemeye karar verdim ve ilk kez bir gelinlik giymiş oldum. Hep anlatırlardı çok farklı bir duygu diye. Gerçekten de öyleymiş, ilk denediğim gelinlik olduğu için mi bilmem ama halen aklımda, gözümün önünde o gelinlik var. Sizin de aklınızda olsun Ankara'da bulunursanız gelinlik de arıyorsanız bir uğrayın, bakın derim.


O kadar çok fotoğraf çektim ki, araçta seyir halinde dahi fotoğraf makinam elimde, sürekli sağa sola bakıyorum bir şeyler kaçırmamak için. 


Tüm bunların dışında da bir çok yer gördüm çok çok fotoğraf çektim, ancak hepsi bu yazıya sığmayacak, o nedenle 3 bölümde yazmaya karar verdim. 2. bölümde hoş bir görenekten, Ankara'nın güzel bir köyünden, 3. bölümde ise gitmenizi önereceğim bir yer ve misafirlikte tattığım sizin için de tarifini aldığım nefis mi nefissss bir tatlıdan bahsedeceğim. Beklerim =)


Devamını oku...

11 Haziran 2013 Salı

Bu Aralar


Bu aralar pek bir telaşlıyım, aslında sanırım bu telaşlı halim düğün gününü atlatmadan pek geçeceğe benzemiyor. Çevremdeki çoğu kişi sakin olmamı, her şeyin kısa bir sürede halledilebileceğini söylese de bence atladıkları önemli bir nokta var. O da benim zor beğenmem. Tamam belki beğenilerim diğer kişilere güzel gelmeyebilir; "Bu mudur yani?" dedirtebilir ancak renkler ve zevkler farklıdır. Aslında kafamda çizdiğim resmi oluşturmaya çalışıyorum ve bunun için araştırmadan, iyice düşünmeden, seçmeden yapamıyorum. Biraz da plancı, programcı bir yapım var. Yani her şey; yanlarında tik kutusu olan listedeki yapılacaklar gibi adım adım tamamlanmalı, bir kenarda hazır olmalı. Karman çorman haldur huldur yapılan işlerden nefret ediyorum. Yemek yaparken, pasta vs yaparken dahi tezgahta, masada bir düzen oluştururum kendimce, sonrasında hazırlarım yapacaklarımı.
Tüm bu düşüncelerin arasında gelinlik, ayakkabı  [  Gelinliği bulurum da, aradığım ayakkabıyı bulamayacağım diye bir düşünceye kapıldım ama,bakalım hayırlısı  =(  ]   arayışlarım da sürüyor.Gelinlik denemeleri sırasında, haklı tavsiyelerini kesinlikle dikkate alıyorum görevlilerin, ancak bazen bu öyle bir noktaya ulaşıyor ki, sanki giydirmeye çalıştıkları benim hayalimdeki değil de kendilerinin hayalindeki gelinlik. Bilirsiniz; şu kısmı bol geldi, şu kısmı dar oldu ,boyunu şöyle yapalım vs bunlar gayet doğal uyarılar, tavsiyeler. Ama "Şurasına bir gül ekleyelim, şurasına taşlar serpelim, duvağı şöyle olsun..." muhabbetlerinden hoşlanmıyorum, içten içe agresifleşiyor, sinirleniyor, zaten stresli,dinamit gibi olan ruh halimi zor frenliyorum. Bazen yorgunluktan öyle bir hal alıyor ki "Acaba cidden şurasına bir şeyler eklense mi" diye düşünür buluyorum kendimi, tabi sonradan toparlıyorum. Evet, her gelin güzel olmak ister ancak ben, başkaları gelinliğimi beğenecek mi diye bakmıyorum artık konuya, kendimi nasıl görmek istiyorum, nasıl bir gelinlik düşledimse onu arıyorum. Mobilya ve diğer eşyalar için de bu durum geçerli, kimi zaman annem ile bile fikir çatışması yaşadık, klasik çizgiden farklı olan seçimlerimi başlangıçta yadırgadı sonrasında alıştı, yadırgayanlar daha da olacak çevremden biliyorum. Ama dediğim gibi, kısmet olursa, kurulacak o yeni yuvada ben ve eşim yaşayacak, önemli olan bizim seçimlerimiz. 
Evlilikle, evlilik hazırlıkları ile, annelik ile ilgili yazılan yazıları bloglardan (gerçek deneyimlemiş kişilerden), blog yazmaya başladığım zamandan bu yana sürekli okudum. Ve artık içinde olduğum için, her şeyi daha net görebiliyorum. Gerçekten yazılanlar doğruymuş.Sorun şu ki bizim insanımız her konuda en iyi bilgi sahibinin kendisi olduğunu sanıp bunu karşısındaki kişiye kabul ettirmeye çalışıyor. Dayanamayacağım tutumlardan birisi budur. İhtiyacım olduğunda zaten fikir danışırım, akıl akıldan üstün olabiliyor sonuçta. Ancak durum illa ki söylenenin yapılmasını bekleme moduna girdiğinde, benim modum da agresif  Mekila haline dönüşüyor =) Dediğim gibi tavsiyelere, deneyimlere, yol göstermelere saygım sonsuz; ancak biraz da karşıdaki kişinin ne istediğini, ne düşlediğini dinlemek gerek bence.
Ha ha ha =) yalnız öyle bir öfke ile yazdım ki, bu yazıyı okuyan gelinlikçiler "Aman, bize gelme" diyecek sanırım =)
Her neyseee, geçenlerde arkadaşlarla görüşme fırsatı bulmuş Adana sıcağında nereye gitsek ne yapsak diye düşünürken; en iyisi soğuk soğuk dondurma yemek deyip, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz nefis dondurma tabağının sunduğu kalorileri kabul ettik efendim =) Soldan sağa sırasıyla; çikolata parçacıklı çikolatalı, karamelli, ve muzlu dondurmaaa =) Memnun kaldık beğendik mi? Eveeet.


Paylaşmak istediğim bir diğer konu da, fotoğrafta anlaşılabilineceği gibi aldığım makyaj malzemeleri hakkında. Uzun yıllardır makyaj temizleyici olarak yine L'oreal 'in yüz ve göz makyaj temizleme sütünü kullanıyordum. Çok da beğenerek kullandığım bir üründü. Bittiği için de yenisini almak gerekti tabi ki, ancak nereye sordumsa bir türlü bulamadım. Ya tükenmiş oluyor ya da yok oluyordu. Sonuçta bir şekilde temizleyici almam lazımdı. Sonra "temizleme suyu" ile tanıştım. Başlangıçta ne yalan söyleyeyim çok tereddüt ettim. Önceden kullandığım ürün krem kıvamındaydı ve bu ürünse bildiğiniz su gibi görünüyor. Yani bir kaç defa kullanınca bitecek veya rimel, eyeliner vs temizlemeye gücü yetmeyecek gibi duruyordu.Ve tereddütümü azaltan tek nokta ürünün yine L'oreal marka olmasıydı. Alış verişimi yaptım, eve döndüm ve makyajımı silmeye koyuldum, sonuç? Muhteşem! Ben çok memnun kaldım.Aynen üzerinde yazdığı gibi; yüzünüzü ovalamaya, hırpalamaya gerek duymadan, 2 - 3 silme hareketi ile tertemiz yapıyorsunuz.
Ancak her ürün, herkese uygun olmayabilir, o nedenle eğer almayı düşünürseniz, araştırın, sorun, öğrenin. Aldığım diğer makyaj malzemesi ise yine L'oreal true match kapatıcısı, ben 2 numara; Vanilla olanı tercih ettim.
Son olarak da Flormar kalem eyeliner. Likit eyeliner'ı genelde gece makyajında kullanmayı tercih ediyorum, günlük makyajda uygulaması ve temizlenmesi daha kolay olan kalem eyeliner'lardan yanayım. Daha önce Maybelline'in kalem eyeliner'ını kullandım, oldukça yumuşak bir yapısı vardı, bu nedenle her kullanım öncesi ucunu açmak gerekiyordu, çok çabuk tükenmesi hoşuma gitmediği için eski tercihime geri döndüm. Göz kalemi, kalem eyeliner gibi ürünlerde ucu kalemtıraş ile açılan türleri tercih ediyorum. Çünkü daha önceleri asansörlü ürünlerin sonuçlarından pek memnun kalmamıştım. 
Şimdilik bu kadar, inşallah bir sonraki yazımda; daha sakin daha mutlu haberler ile gelirim =)
Devamını oku...

5 Haziran 2013 Çarşamba

Gül Kolye


Mint Yeşili Kolye başlıklı yazımda yaptığım o kolyenin, aklıma farklı fikirler getirdiğini belirtmiştim. İşte bu Gül Kolye de bu fikirlerden birinin sonucu oldu. Kurdele ile gül yapımına ve görünüşüne takılı kaldım şu sıralar, sanırım birçok yerde kullanacağım.
Tarsus'ta Kahvaltı yazımda bahsetmiştim bir kaç günlüğüne Tarsus'ta bulunduğumdan. Giderken de bazen, aklıma eser, yaparım bir şeyler ve yengeme ya da Ela kuzucuğuma götürürüm. Bu defanın talihlisi yengem oldu =) Kendisi her bayan gibi, aksesuarları çok sever. Kolyeyi görünce de çok beğendi, ben de mutlu oldum, ertesi gün işe giderken hemen takmış, çevresinden de oldukça beğeni almış. Daha da bir mutlu oldum bunu duyunca.
Hemen fotoğraflıyayım istedim; modellikte yaptı yengoşum sağolsun =)


İki fotoğrafta da farklı renk tonlarında görünmüş, ancak asıl rengi ilk fotoğrafta göründüğü gibi. 2. fotoğrafta netlik ve ışık ayarı iyi olmadığı için sonuç daha farklı oldu =( 
Ama en azından kolyenin takıldığında nasıl göründüğüne dair yeterince açıklayıcı oluyor sanırım.
Ve bu son olmayacak gibi, yani farklı renklerini de yapmayı düşünüyorum inşallah bu kolyenin. 
Bakalım zaman ne gösterecek =)
Devamını oku...

3 Haziran 2013 Pazartesi

Tarsus'ta Kahvaltı


4- 5 gündür Tarsus'taydım, yeğenimi Ela kuzucuğumu bol bol sevdim, hasret giderdim. Pazar günü de gerçekten çok beğendiğim yeni bir mekanı, ağabeyim ve yengem sayesinde keşfetmiş oldum. Bu güzellikten siz de habersiz kalmayın istediğim için bol bol fotoğraf çekmeye çalıştım. Tarsus'a gittiğimizde veya yaylamıza çıkacağımız kimi zamanlarda birçok defa önünden geçtiğimiz bir yermiş meğerse. Bakmakla, görmek arasındaki farkı böylelikle bir kez daha yaşamış oldum =) 
Eğer gitmeyi düşünürseniz mekan, Tarsus Şelalesi'nin karşı çaprazında " Şelale Otağı " adı ile bulabilirsiniz.
Geniş, yemyeşil bir bahçe içerisinde dilerseniz dışarıdaki açık - kapalı  masalara dilerseniz iç kısımdaki masalara oturabilirsiniz.  "Ben masada yemek yemeyi sevmem"  veya  "Biraz otantik olsun"  ya da  "Otağa yakışır, şöyle yerde bağdaş kura kura oturalım" derseniz ona göre de köşesi mevcut. 


Bahçe  içerisinde çeşitli hayvanlar da var ve çocuklar bunları görmeye bayılıyor. Tavus kuşu, keklik, tavşan, kaz ... Aileler kahvaltılarını yapıp çaylarını yudumlarken, çocuklar da çimenlerde koşup, top oynuyor. Yani aileler için gerçekten çok uygun bir yer. Bir an için kendimi tatile çıkmış ve başka bir mekana gelmiş gibi hissettim, stres atmak açısından iyi geldi bu güzel kahvaltı.


Biz içeride yer alan masalara oturmayı tercih ettik, pazar gününe göre erken bir saatti gittiğimizde ve o yüzden boş masaları çekebildim. Ancak saat ilerledikçe çevreyi boş bir şekilde fotoğraflamak epey zorlaştı.


Ve gelelim asıl önemli noktaya, bu kadar bahsettiğim mekanın kahvaltısı nasıldı? Buyurun efendim aşağıdaki fotoğraflardan nasıl olduğunu az çok anlayabilirsiniz sanırım =)


Masada en çok beğendiğim durum,  tabakların güneşi/çiçeği andırır biçimde yerleştirilmesi oldu. Yeşil zeytin benim kahvaltıda en sevdiğim lezzetlerdendir ki bu yüzden kolay kolay beğenmem, annemle bu konuda oldukça sorun yaşamışızdır =) - Anneciğim kızma, ama buradaki yeşil zeytin gerçekten lezzetliydi. -


Kahvaltının yanında normalde sıkma da geliyormuş, fakat bilmiyorduk ve bir kaç sıkma ve gözleme daha sipariş etmiştik yanında .Ardından kahvaltı gelince "Eyvah nasıl bitireceğiz" dedik, ki zaten hepsini bitiremedik. Tek bildiğim tıka basa doyduğumdu =)


Patlıcan ve patates kızarması da üzerinde sarımsaklı yoğurdu ile tam da benim masadaki sınırlarıma dahil olmuştu, kurda kuzu emanet etmişlerdi yani =)))


Mis gibi ekmekler ve sıkmalar ...


En çok hoşnut olduğumuz noktalardan biri de çayı, dilediğinizde çaydanlıkla getirip koyuyorlar masanızın yanına, çayınız bittikçe evinizdeymişcesine doldurup doldurup içebiliyorsunuz, sürekli garsonu çağırma derdiniz yok. Bu arada gözleme ve diğer sıkmalar da kareye dahil olmuş, alla allaaa nasıl olmuş ki =)


Gözlemeler veya sıkmaları dilediğiniz iç malzeme ile hazırlıyorlar, sorun sayıyorlar peynir çeşitlerini, seçin beğenin =)


Yukarıdaki fotoğrafta sağda görünen köşe bağdaş kurup oturmak isteyenler için, bahsetmiştim. Böyle küçük göründüğüne bakmayın, kalabalık bir aile vardı, fırsat bulunca hemen fotoğrafladım.


Bahçeyi süsleyen çok hoş ayrıntılar da vardı. Daha önceleri mekanın sahipleri bahçede çeşitli sebzeler de yetiştiriyorlarmış, ancak şu an devam etmiyorlar anladığım kadarıyla. Ben yine de marul, domates vs gördüm kenarda köşede. 


Bu arada dilerseniz böyle hazırlanmış salçalar, yapraklar, zeytinler de satıyorlar bir köşede.


İşte böyleeee, güzel bir kahvaltı isterseniz, işten güçten, koşturmacadan imkan bulursanız, gidin ve kendinizi şımartın, mutlu olun, tavsiye ederim =)

Şelale Otağı Aile Çay Bahçesi - Sıkma- Gözleme & Köy Kahvaltısı 
Kemal Paşa Mah. 25135 sk No: 8/A Tarsus Şelale Karşısı TARSUS 
0324 613 35 55 
-----
Not: Mekan bir süre sonra 100 metre kadar bir mesafede yan tarafa taşınacakmış ki hemen olmaz sanırım bu durum. Eğer gidip de çevrede göremezseniz bir kaç metre ilerilere de bakın.


Devamını oku...