9 Aralık 2014 Salı

Hayaller ve Çizgiler

Her yer kar kış kıyamet halinde buz gibiyken, Adana kışı günlük güneşlik , ince bir ceketi at koluna çık, modunda iken bugün hava kapalı ve yağmurlu. Güneşin verdiği pozitif enerjiye aşık olduğum için gri bulutları görmek bende direkt nostalji, hüzün duygusallık hali yarattı. Yine de bu anların da tadı bir başka. Bol bol hayal kurmamı sağlıyor. Hayal kurarken 1950'lerin slow veya jazz müzikleri de eşlik ediyorsa değmeyin keyfime. Küçük kutu gibi bir kafede, sokağı gören manzarası ağaç dalları ile güzelleşmiş bir pencere önünde, yeşil bir berjerde oturmuş nefis bir kahve yudumladığımı düşlerim [ çok mu detaylı oldu =) ]

  
Soğuk ve yağmurdan üşenip kafeye gidemesem de evde kahvemi yapıp, müziğimi açarak kendimce bir şeyler karalamaya koyuldum onlar da zaten kağıt üzerine değil, sanal ekrana. Mevsim kış hava yağmurlu olunca çizdiklerim de etkilendi haliyle. Süper bir çizer vs değilim, eğitimini almışlığım da yok, herhangi bir iddiam da yok bu konuda ama çizmeye, resim ile uğraşmaya bayılıyorum. Çocukluğumdan beri en sevdiğim ilgi alanlarıydı zaten resim ve müzik. Sonrasında hayat çok farkı yönlere sürüklemiş olsa bile halen tadını çıkarmaya çalışırım bu güzelliklerin. 

Telefon ekranında ancak bu kadar çiziliyor =)

Neden illa kalıplaşmış işler yapmalıdır insan ? Ne demek mi istiyorum ? Mesela ben; müzik , fotoğraf, çizim ve pasta yapmayı çok seviyorum. Neden bunların birleşimi bir iş yok =))) Neden sıkıla sıkıla değil de hoplaya zıplaya, sevinçle heyecan ile koşup başına geçtiğimiz meslekler yok ki =) Hepsi asık suratlı, gri renkli , siyah sisli yüzler oluşturan can sıkıcı , insanı yaşlandıran pranga meslekler. Geçinmeye çalışırken neden her gün içindeki çocuğu öldürmek küstürmek zorunda kalınmalı ?



Sorular sorular sorulaaaaaar ... 
Boş verin hadi güzel bir şarkı açıp dans edelim. 
Laaa la laaaaaa...


Devamını oku...

21 Kasım 2014 Cuma

Kişiye Özel Telefon Kılıfları

Merhaba. 
Yazmaya uzun bir ara verince yeniden toparlaması hayli zor oluyor. Aslında çok da kızıyorum kendime. Çünkü fotoğraflar çekiyorum " bu blogum için " vs diyerek ancak sonrasında aradan zaman geçince bilirsiniz tazeliği kalmıyor, yazma hevesi de kaçıveriyor. O tılsım gidince kötü oluyor işte. Çok özlüyorum blogumu , yazmak gerçekten harika bir hobi. Fakat hayatın getirdiği sorumluluklar, işler, koşturmacalar "hadi otur bakalım bilgisayar başına da yaz bir şeyler " diyip zamanı , fırsatı önünüze tepside sunmuyor. İki fotoğraf koyup, bir kaç cümle veya hiç bir kelime yazmadan post yayınlamak da bana göre değil. İstiyorum ki bir şekilde yolu bu bloga düşmüş insanlar bir şeyler okusun, zamanını harcadığına değsin. Tabi ki her yazar bu düşüncede olmak zorunda değil ne de olsa bloglar özgür ortamlar yani her birey kendi blogunda dilediği konuyu dilediği şekilde ele alabilir.
Gelelim benim bu postta yer vereceğim konuya, başlıktan da anlaşılacağı üzere bu aralar yaptığım keçe çalışmaları kişiye özel telefon kılıfları yönünde.



Daha önce buradaki yazımda yer verdiğim, kendim için hazırladığım minion lu cep telefonu kılıfım çok beğenilince çevremden istek de gelmeye başladı. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz Spongebob lı kılıf da kahveyi çok seven bir arkadaşım için doğaçlama olarak  hazırladığım bir parça, yani herhangi bir yerde benzeri yok. Bu işin işte bu yönünü seviyorum; kişiye özel, onu ifade eden, beğenisine hitap etmesi adına yalnızca o kişi için bir şeyler tasarlamak... 
Ve sonucunda; o memnuniyetin, mutluluğun meyvesini,  küçük bir tebessümü görebilmek ...


Tabi her istek benim kararıma da bırakılmayabiliyor. Mesela aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz kılıf modeli ise internette rastlamış olma olasılığınız yüksek bir çalışma. Ben bu konuda 2 seçenek sunmaktayım;  ya " kendinizi anlatın, neleri sevdiğinizi nasıl bir ürün hayal ettiğinizi " veya " gördüğünüz, beğendiğiniz bir modelin fotoğrafını gönderin " . İkinci şıkkı pek sevmiyorum tercih de etmemeye çalışıyorum. Fakat karşı tarafın isteği,  bu yönde ısrarlı olunca da hazırlıyorum. 



İşte bu köpüş suratlı , kapaklı telefon kılıfı da böyle bir isteğin sonucu. Blogumda gördüğünüz keçeye dair her çalışma el emeği . O nedenle ürünlerde birebir simetri her daim mümkün olmuyor. Herhangi bir makine ne kesim de ne de dikimde kullanmıyorum. 


Bu kadar emek verip uğraşınca da insan acıkır değil mi =) 
Bu fotoğraftaki leziz kek ise karamel soslu cevizli ıslak kek. Islak kek kısmına dikkatinizi çekerim =) Sade kuru kekleri pek sevmediğim için damağıma daha hitap eden bir kek nasıl yapsam derken çıkan sonuç. Tarife şu an yer vermiyorum, merak edenler olursa yeni bir yazı ile detaylı anlatabilirim. 
Mutlu hafta sonları dilerim.

Devamını oku...

4 Kasım 2014 Salı

Acılı Kraker

 Dışarıda yağmur yağarken, battaniyeyi dizinize alıp güzelinden bir film izlemek ne hoştur , hele bir de çikolatalı kurabiye ile kahve ikilisi  veya dumanı tüten sıcak bir çay yanında tuzlu atıştırmalıklar varsa. Ya da üzerinde kestanelerin çıtırdadığı soba sıcağında okunan sürükleyici bir romanın heyecanı ile kıtır kıtır krakerler de hızla tüketiliyorsa işte tam bir keyif anıdır o. Hayatın hızlı koşturmacası içerisinde böyle, ruh şımartan, bir diğer deyişle kafa rahatlatan çözümler üretmezse insan kendisine, bir noktadan sonra patlamak üzere olan volkana dönüşüyor;  agresif , negatif, mutsuz olarak yaşama devam ediyor.
   Dertler, problemler, sorumluluklar, görevler , işler hiç bir zaman bitmez ; hayat bunlardan ibaret ne yazık ki , önemli olan tüm bu griliklerin içerisinde minik mutluluklar bulabilmek ya da oluşturmaya çalışmaktır. Yine Bob Ross amcaya dönüştüm , " Şurada mutlu minik bir ağaç varmış "  :) 
Hadi güzel bir film seçin veya alıp da okumaya fırsat bulamadım dediğiniz kitabınızı okumaya başlayın yanına da kahvenizi, çayınızı hazırlayın, bir de bu yazıda tarifine yer vereceğim krakerleri şip şak pişirirseniz işte size keyifli bir an.


Hazırlaması da pişmesi de çok kısa sürede olduğu için hiç üşenmeden işe koyulabilirsiniz. Koruyucu ek malzemeler içermeyen, ev yapımı kıtır kıtır mis gibi acılı, baharatlı kraker. Hem kendiniz için hem de abur cuburdan uzak tutmak isteyeceğiniz çocuklarınız için bence ideal bir tarif.

Malzemeler:
  • 125 gr. tereyağı
  • 1 yumurta
  • 1 çay bardağı zeytinyağı
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1 tatlı kaşığı acı pulbiber
  • 1 tatlı kaşığı dolusu kekik
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 4 su bardağına yakın un
  • Yarım paket kabartma tozu
  • 1 tatlı kaşığı tuz, 1 tatlı kaşığı şeker



Hazırlanışı:
* Kraker hamurunu yoğuracağınız kaba un kabartma tozu ve  bahatarlar yani toz malzemeler hariç diğer malzemeleri koyup iyice karıştırıyoruz. Ardından baharatları, tuzu ve şekeri de ekleyip eşit ve iyi bir şekilde karışmasını sağlıyoruz. 
* Kalan malzemeler olan unu ve kabartma tozunu da eleyerek harca ilave ediyoruz. Unu bardak bardak ekler ve her ekleme sonrasında yoğurursanız hamurun kıvamını yakalamanız daha kolay olacaktır.
*  Sonuçta ele yapışmayan merdane (oklava) ile açmaya müsait bir hamur elde etmelisiniz. 
* Hazırlanan hamuru yarım cm den biraz kalın açıp bıçak yardımı ile ince şeritler kesiyoruz. 
* Yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizip önceden (160- 180'C ) ısıtılmış fırında kızarıp kıtırlaşana dek pişiriyoruz.
Fırından çıkan krakerler soğuyunca tavşan kanı demlenmiş çayımız ile kıtır kıtır yiyoruz. 
Hava almayan saklama kabında muhafaza ettiğinizde 1 hafta bozulmadan taze şekilde tüketebilirsiniz. 


Bu krakerlerin acılı olanları benden geçer puan aldı, gayet lezizler. Bunun yanında peynirli ve dere otlu olarak da bir başka türü hazırlanabilir. Denemekte fayda var :) 


   Kaynak
Devamını oku...

14 Ekim 2014 Salı

Hurmalı Pratik Pasta


Bayramda önce benim, ardından da eşimin memleketine gitmiştik. Eşimin köyünden dönerken orada bolca yetişen, meşhur narlarından ve kara hurmadan çokça getirdik. Öyle ki ; eşe dosta komşuya da dağıtmamıza rağmen bize kalan miktar yine de tüketebileceğimizden fazlaydı. Aslında bu durum , benim " Bitiririz yahuuu bu kadarcık şeyden ne olacak " diyip çuvalı bol keseden doldurtmamdan kaynaklıydı. Fakat hurma sevdasından gözü dönmüş halde hareket ettiğimi, yesek de tükenmeyen hurma dağı ile her gün mutfakta göz göze geldikçe yeniden yeniden anladım. Normalde ağızda kekremsi tat bırakmayan yani olgunlaşmış, kahve renkli olan hurmanın kıvamı jölemsi gibidir ve sırf bu yüzden benim de pek sevmediğim bir meyve idi. Şimdi hem hurma sevmeyip hem de gözü dönmüş şekilde çuvalları doldurtan insan nasıl oluyor diyebilirsiniz. Şöyle ki ; kara hurma denilen hurmanın bu türü ( belki çoğunuz biliyordunuz ancak ben yeni öğrenmiştim) aşağıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz üzere dıştan bakıldığında sarı renkte, olgunlaşmamış , sert bir hurmayı andırsa da görüntüye aldanmamak gerek. İlk defa bu meyve ile karşılaştığımda aynı ön yargı ile "Bunlar olmamış ki yenilmez" diyip geri çevirmiştim. Ancak ısrarlardan dolayı pes edip tadına baktığımda " Amannnnnn Tanrııımm !!! " didim =)))  
Bildiğiniz elma gibi kütür kütür yiyorsunuz ama asla ağzınızda kekremsi tat oluşturmuyor ve her ne kadar dışından sarı, ham gibi görünse de içi kahverengi ve bol şekerli, nefissss. Hmmm sanırım bu kadar anlatınca canım çekti 2 tane kapıp hemen geliyorum, devam edeceğim yazmaya =)


Evet nerede kalmıştık ? İşte bildiğim ancak farklı bir türünü keşfettiğim bu lezzetli meyvenin stoğunu fazla yapıp yemekle bitiremeyince tüketmek için farklı yollar düşünmeye başladım. Uzun zamandır da evde pasta yapmayınca hurmalı pasta arayışına koyuldum. Sonuç olarak normalinde cici bebe ile yapılan bir pastada karar kıldım. Ama evde cici bebe yoktu, " E petibör ile de olur canım herhalde " diyip işe koyuldum. Oldu mu derseniz, oldu canım hem de nefis oldu =) 


Pastanın yapılışı için net bir ölçü veremeye çalışacağım fakat hazırlayacağınız kişi sayısı veya pasta kabı için miktarları dilediğiniz şekilde değiştirebileceğiniz için önemli olan içeriğini anlatmak. 
Ben standart dikdörtgen borcam kap kullandım. Bu durumda malzeme miktarları :
- Yarım paket petibör bisküvi
- 1 paket kremşanti
-1 su bardağı süt krem şanti için
- 1 çay bardağı süt bisküvileri ıslatmak için
- 1 adet muz
- 1 çay bardağı ceviz üzerine serpmek için
- 5-6 adet hurma

Tarifin orijinalinde kullanılan hurma yumuşak olgunlaşmış cinsteki hurma olduğu için kabukları soyulup dilimlenerek kullanılmıştı. Benim kullandığım hurma elma gibi sert olunca kabuklarını soyup çekirdeklerini ayıkladıktan sonra rondodan geçirip iyice doğrayarak krema kıvamına getirdim.
Kabın alt kısmına öncelikle bisküviler soğuk süte batırılıp çıkarılarak dizilir, ardından hazırlanan krem şantinin yarısı dökülüp iyice yayılır. Üzerine dilimlediğiniz veya rondodan geçirdiğiniz hurmanın yarısını da aynı şekilde ilave edilir. Sonrasında halka halka dilimlenen muzlar her yeri kapatacak biçimde dizilir Ve bisküvi aşamasına dönülerek aynı işlemler 2. defa tekrar edilir. 2. katta muz yerine ceviz serpiştirilir ve pasta kabının ağzı streç film ile kapatılıp buzdolabında servis edileceği süreye dek dinlendirilir. 

Az malzeme ile çabucak yapılan, buna rağmen tadı harika bir tarif, misafirler için pratik bir pasta. 
Afiyet olsun, sevgiler.

Devamını oku...

29 Eylül 2014 Pazartesi

Keçe Cep Telefonu Kılıfı - Minion

Keçe ile bir çok çalışma yapmıştım, bunlara bir yenisini ise; telefonuma kılıf hazırlayarak ekledim. Aslında kılıfı yapalı hayli zaman oldu, bu süre içerisinde oldukça eskidi, çok işimi gördü. Camı çizilir diyerek saatindeki jelatini dahi uzun süre çıkarmaya kıyamayan psikopat ben için oldukça önemli bir aksesuardır telefon kılıfı. Yalnızca telefon ve saat için değil bu jelatin takıntısı; kullanışına, görüntüsüne, fonksiyonuna bir zorluk çıkarmadığı sürece herhangi bir makinenin, aksesuarın vs koruyucu jelatininin kendisi düşmediği sürece üzerinde kalması taraftarıyım. Çizikler, lekeler vb ne yazık ki tahammül edemiyorum. 
İşte bu yüzden telefon için kılıf hazırlarken ne olsa ne olsa diye düşünürken " her gördüğümde gülümsememi veya içten içe mutlu olmamı sağlayacak bir şeyler olmalı" diyip Despicable Me adlı animasyon filmden en sevidiğim karakterler olan minionlarda karar kıldım. Bu küçük şapşallar için filmin kaç adet serisi olursa olsun izleyebilirim. 


Gerçekte animasyon filmlerinin çoğunu (kaliteli oldukça) sever ve izlerim. Şu sıralar anime ve manga çılgınlığım yeniden tavan yapmış olsa da tabi ki bilindik sinema ve yabancı dizi izleme alışkanlığımı da bırakmış değilim. Aah ah dizi demişken; Fringe den sonra yerini olduracak yeni bir tane ne yazık ki henüz bulamadım. Az da olsa dikkatimi çeken ve Benedict Cumberbatch' ın hayat verdiği Sherlock 'u ise henüz bitirdim. Aslında serinin devamı gelecek o nedenle tam olarak bitirdim denilemez. Var olan bölümleri izledim diyelim, 
yenileri ise 2016 da !!!! Bildiğim halde böyle bir hataya nasıl düştüm :( Kesinlikle yeni bölüm beklemek yabancı dizilerde en sevmediğim unsur o yüzden sezonu bitmiş, finali yapılmış dizileri seçmek en iyisi.
Shameless da yine bir ara izlediklerimden ancak bir süre sonra (ki bu süre 4 sezon sonra oluyor) sıkmaya başladı.  Anime dizide ise Shingeki No Kyojin ardından başladığım bir kaç tanesi ne yazık ki onun da yerini dolduramadı. Şimdi yine hem anime dizi hem de yabancı dizi arayışım var. Anime telafisi için ise; güzel bir dizi bulana dek Hayao Miyazaki filmlerini bitirmeye çalışıyorum. Hepsi birbirinden farklı,
hayal dünyasına zenginlikler katan, görsel şölenli... 
Hazır bu konulara girmişken sizlerden küçük bir ricam olacak; bahsettiğim diziler hakkında bilginiz var ise az çok ne tür sevdiğimi anlatabilmişimdir. Sizin de izlediğiniz ve önerebileceğiniz "Bak bu süperdir, bayılacaksın, tavsiyemdir" dediğiniz yabancı ve anime diziler varsa lütfen benimle paylaşın :)


Telefon kılıfından bahsediyordum ama konu filmlere doğru geçiş yaptı. Eveeet ... Şu an eskidiği için yeni bir kılıf yapmayı düşünüyorum , onu nasıl süslerim hangi karakteri yaparım bilmiyorum ama bu postta bahsettiğim minionları, küçük şapşalları sevmemek mümkün mü? Keşke sadece onların yer aldığı bir film olsa diyorum, Youtube 'da kısa bir film buldum, çok eğlenceli :)
Özellikle de yavaşlatılmış andaki BAA- NAAA- NAAA dedikleri anda gülmekten artık bitik hale geldim. 
Herkese mutlu haftalar dilerim.

Devamını oku...

17 Eylül 2014 Çarşamba

Havuçlu Cezerye Topları

Fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekip, onları bilgisayara yükleyip ardından ayarlayıp blog için yazı yazmanın gözüme dağ gibi göründüğü, çok yoğun geçen bir süreci geride bırakıp kavuşabildim size sonunda. Her gün yeni bir şeyler yazabildiğim blogumun eski halini özler oldum, ancak hayat koşturmacası işte . . . 
Bir kaç okuyucum instagram hesabım olup olmadığını sormuştu, açtım fakat elimde telefon olsa dahi her saniyeyi paylaşabilen birisi olamadım, şu an için çok az fotoğrafım var. Teknoloji güzel şey ancak sanal ortamda bir şeyler paylaşmaya çalışırken gerçek hayat kaçıyormuş gibi geliyor bana. Yine de sizin için elimden geldiğince blogdan güncellik sağlayamasam da instagramdan etkin olmaya çalışıyorum.
Bu arada, sonbaharın büyüsüne epey bir kapılmış durumdayım. Adana halen yaz günleri gibi sıcakları yaşatıyor. Buna rağmen Toroslar'dan toprak kokulu yağmur esintilerini yüklenip pencereden içeriye süzülen rüzgar, elimden tutup geçmişe götürüyor beni. İnsan zihni çok garip, eskiden tanıştığım birini görsem veya bir başkasından adını duysam kim olduğunu hatırlayamazken, söz konusu koku olunca ; anında ses görüntü replikleri ile tastamam yayınlanmaya başlıyor arşivimdeki nostaljik sinema filmim. İşte bu yüzden koku çok önemlidir benim için. Misal yağmur kokusu, çocukken sabah erkenden, gün ışımadan çıkıp okula gittiğim kışın soğuk ve yağmurlu sokaklarını , parfümler kişileri, portakal çiçekleri bahar akşamlarını, kimi yemek kokuları eski evimizi , fırından gelen taze ekmek kokusu ailecek yapılan kahvaltıları, deniz kokusu tatil zamanlarını ...
Pencerenin karşısına oturup ayaklarımı uzatmak, kulağımda sevdiğim şarkılar ile esintinin elimden tutup tozlu fotoğraflar arasında gezinmeme yardım etmesini istiyorum. Biraz sakinlik, biraz soluk almak iyi gelir her zaman insana.


Sanırım yazı başlığındaki konuya gelmem iyi olacak, Google amcadan " Havuçlu cezerye topları " diyerek tarif için gelen okuyucular yazıyı okuyunca "Eee peki tarif nerede?" demesin değil mi :) Aslında tarif , bir çok yerde kolayca bulup okuyabileceğiniz basit , herkesçe bilinen bir tatlı. Ben içerisine bir kaç küçük ekleme yaptım hepsi bu. Temelde havuç, şeker ve bisküviden oluşuyor. Yaptığım eklemeler ise; vanilya, tereyağ, tarçın. 


Malzemeler
1/2 kg havuç
1 su bardağı şeker
1 paket vanilya
1 çay kaşığı tarçın
3 yemek kaşığı tereyağ
1,5 paket petibör bisküvi
hindistan cevizi

Hazırlanışı
Havuçları soyulup rendenin ince tarafı ile rendelenir, tereyağ eritilmiş tencerede rendelenen havuçlar suyunu bırakana dek pişirilir ardından şeker ilave edilip kıvamlı bir hale gelinceye dek kavrulur, ılımaya bırakılır. Bisküvileri dilerseniz rondoda dilerseniz elinizle parçaladıktan sonra yoğurma kabına alınır, üzerine ılıyan havuçları, tarçın ve vanilyayı eklenip iyice yoğurulur. Hazırlanan hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp yuvarlandıktan sonra hindistan cevizi dolu bir tabakta her tarafı hindistan cevizine bulanır. Ardından buzdolabında, servis edilinceye dek dinlendirilir.

Siz tarifi not ederken ben de tavşan kanı bir bardak çay ile yağmur kokulu akşamın tadını çıkarmaya devam edeyim. 
Devamını oku...

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Yaz Tatilim - Çeşme

Merhabalar, yine uzun süredir yeni bir şeyler yazamadım. Çok yoğunum bu aralar blog ile ilgilenemez oldum. Bazen o kadar yorgun ve isteksiz oluyorum ki "Acaba kapatsam mı blogu?" diye düşünür oluyorum. Çünkü  görüyorum sayfamı gelip ziyaret etmeye devam ediyorsunuz, teşekkür ederim. Ancak sizlere yeni bir yazı sunamadıkça , buraları bir köşeye terk edilmiş şekilde bırakmak zorunda kaldıkça da sinirleniyorum, üzülüyorum. Bir önceki yazımda da bahsetmiştim kısa yaz tatilimiz için Çeşme'ye gittiğimizden ve detaylarını sonra paylaşacağımdan. Tam 10 gün olmuş, artık bir şekilde yazmalıyım yoksa bu konu da tozlanıp rafa kaldırılacak gibi dedim ve ayrıntıya giremeyecek olsam da fotoğraflar ile kısa kısa değinmeye karar verdim. Yeterli olacağını düşünüyorum çünkü oldukça fazla fotoğraf var, sizin görecekleriniz 48 adet fotoğrafın ikili birleştirilmiş ve ne yazık ki biraz kırpılmış hali. Elimde olanlar çok daha fazla, içlerinden sizinle paylaşacaklarımı seçmek,düzenlemek gerçekten uzun zaman aldı. Aslında amacım; gitmeyi düşünenler için rehber olması adına, bir kaç bölümden oluşan bir Çeşme yazı dizisi hazırlamaktı. Olmadı.
Neyse efendim dediğim gibi zaman kısa konu uzun, hemen başlayalım .
Çeşme, renk renk sokakların, masmavi denize çıktığı sakin bir tatil yeri, huzur idi benim için. Geçmiş zaman şeklinde konuşuyorum çünkü Çeşme'yi ilk gördüğüm zamanki hali -"bence"- artık kalmamış. Evet yine renk renk, yine kendine özgü, yine berrak suları ile masmavi. Ancak insanoğlu orayı da iyice bir ticaret merkezi haline getirme yolunda ilerliyor. Kıyaslamayı ne kadarlık bir zaman dilimi için yapıyorsun derseniz, 7 - 8 yıl !!!
Çeşme ile tanışmam eşim sayesinde oldu. Daha önceleri genelde tatil için tercih ettiğimiz yer Bodrum'du. Belki yeniden Bodrum'a gitsem Çeşme'den dahi kalabalık, ticari vs durumdadır ancak, bence Bodrum'un büyüsü bir başka. Bilmiyorum belki çocukluğumdan ( 5- 6 yaşımdan ) beri uzunca bir süre, begonvilli beyaz evlerine hayran hayran bakarak gezdiğim sokaklarından, belki marinasında oturduğumuz bankta gün batımını izlerken dans eden teknelerin görüntüsü vs vs vs İnsanı bir şekilde kendisine bağlıyor, İstanbul gibi. Her ne kadar özlesem de Bodrum'u, biliyorum ki artık hayalimde kalan halinde değil oralar. Tatil diyince kesinlikle huzur, dinginlik, sakinlik olmalı benim için. Hani bir klasiktir ya herkes mutlaka söylemiş veya düşünmüştür ; "Bir karavanım olsa atlasam da gezsem" işte bunun gibi ben de hep derim ki kalabalıktan, hayat koşturmacasından uzak, gece terasta otururken gökyüzüne baktığınızda yıldızları tane tane görebileceğiniz, ışıkları ile göğü de kirletmemiş, küçük, deniz kenarı bir kasabada olmak istiyorum. Bu yazdıklarım Çeşme için kesinlikle olumsuz özellikler olarak algılanmasın. Ancak objektif olabilmek adına her yönü ile ele almak amacındayım. Şayet gündüz denize gideyim ,sıcak sorun değil sokaklarını da turlarım, akşam da kalabalık olsa bile kol kola gezerim, eğlenirim düşüncesindeyseniz, gayet uygun bir yer. Ancak benim gibi düşünen biriyseniz ve Çeşme'nin tadını daha sakin iken çıkarmak isterseniz, sezonun sonu veya başında henüz kalabalık olmadan gitmenizi tavsiye ederim.


Şimdiiiiii,  Çeşme denilince akla ilk gelen detaylardan birisi de nefis lezzeti ile ağızları sulandıran kumrusudur. Yukarıdaki fotoğrafta yapım aşamalarını görmekte olduğunuz bol malzemeli kumru eşim tarafından yapıldı. Dışarıda yiyecekleriniz bu kadar bol malzemeli ve (zira eskiden, en güzel kumru şurada, burada, orada olur dediğiniz yerler bile bir çok şube açıp kalitesinden ödün vermiş durumda)  özenli olmayabilir. Ben eş durumu jokerimi kullandım =) 


Nefis görünüyor değil mi, tadı da öyleydi, ellerine sağlık hayatım.
Çeşme demişken, renkler demişken, acar muhabiriniz Mekila olarak fotoğraf çekmeden bir an geçirmedim desem yeridir. Kimisi blog için ,sizler için;  kimisi de benim için çektiğim fotoğraflar.


İşte kendim için çektiğim fotoğraflardan iki tanesi, şu kedinin rahatlığına bakar mısınız? kavurucu sıcakta, gölge ve buz gibi bir taş bulmuş, uzanmış nefis bir öğle uykusu çekiyordu. Fotoğraflamak istedim kılını kıpırdatmadan yalnızca gözlerini açıp bu bakışları atarak tepki verdi. Sanki " Iıııııh, uykumun en tatlı yerindeyim, rahatımı bozamam " der gibiydi.


Vee Çeşme merkezdeyiz, bakmayın sokakların boş göründüğüne sabah erkenden tekne turu için çıkmıştık yola. Dükkan sahipleri, gözlerindeki çapakları almaya çalışarak daha yeni açıyorlardı kepenkleri. Akşam olduğunda aynı sokakta kaldırımlar ve yol dahi insan dolmuş oluyor, hep birlikte, tanıdık tanımadık demeden  kol kola geziyorsunuz kardeşçe. 


Tekne turu için tercihimiz de fotoğrafta yer alıyor, biz memnun kaldık. Çeşme marinaya gittiğinizde yan yana tur firmalarının teknelerini görebilir ve size uygun olanı seçebilirsiniz. Aşağıdaki ilk fotoğrafta da Çeşme'nin tekne henüz yola çıkmadan bir kaç dakika önceki görüntüsü ve ikinci fotoğraf da yola çıkışta karşılaşılan ilk manzara.


Tekneler aynı anda yola koyulduğunda böyle güzel kareler de çekebiliyorsunuz. 


Bir martı . . . Neden bilmem martılara karşı ayrı bir sempati duyarım. Belki de çocukluğumda okuduğum Martı Jonathan Livingston kitabından kaynaklıdır. Teknede uzanırken tepemizden bir an olsun ayrılmayan güzelim martıları fotoğraflamadan olmazdı, yol boyunca arkadaşlık ettiler ne de olsa.


Programdaki koylardan birine ulaşıldığında, teknenin demir atması ile denize giren insanlar. ( Bizim yer aldığımız tekne değil)


Yukarıdaki ilk fotoğraf yine Çeşme merkeze ait bir kare. Altındaki kırmızı ojeli ayaklar ise size suyun berraklığını ifade edebilmek için tur sırasında, Eşek Adası' nda çektiğim bir fotoğraf. Parmaklarım çok enteresan biliyorum ancak çok seviyorum, komikler ve canım ne kadar sıkkın da olsa ayaklarıma (özellikle sol ayak parmaklarıma) baktığımda parmaklarımın komikliği beni güldürüyor. Çevremdeki kişilere söyleyip gösterdiğimde onlar da gülüyor; gülmek gülümsetmek güzel bir şey. Siz de gülümsediniz miii =)
 Bu arada su da ne kadar berrak değil mi =)


Renkleri ile büyüleyen, her köşesini fotoğraflamak isteyeceğiniz Alaçatı sokaklarındayız şimdi de. Benim en sevdiğim yerlerinden birisidir Çeşme'nin. Ancak kalabalık olmadığı zamanları tercih ederim. Hatta ilk gördüğüm zamanlar buradaki taş evlerden birinde yaşamak isterdim, fakat artık aynı düşüncede değilim çünkü gece geç saatlere kadar oldukça kalabalık olan sokakların, gündüz sakin olduğu halinden eser kalmıyor akşamları. 


Su kabaklarını görüyor musunuz ne kadar da güzel olmuşlar öyle. 


Ahh ah hep böyle renkli ve sakin kalsa sokaklar. Şu daracık yerde bir de o masalarda yemek yiyor insanlar, iyi hoş güzel de yürürken çok garip oluyor. Akşam o kadar kalabalık ki yürürken bir ara şöyle düşündüm "Hey şu masaya yeni geldi siparişler, hemen bir tabak yemek alıp kaçabilirim, yo yo kaçamam, koşabilecek alan yok ki "


Ama olsun bana gündüzü de yeter Alaçatı' nın; renkleri, taş evleri, aksesuarları . . .


Bu gördüğünüz fotoğrafları öğlen sıcağında çektim, sırf asıl güzelliğini görebilesiniz diye.


Hediyelik eşya almak isterseniz de Alaçatı içinde bol bol bulabilirsiniz oldukça fazla dükkan var.


Camdam mini minnaaaacııık hayvanlar, kediler çok sevimli, sağ alt köşedeki salyangoz pek net çıkmamışsa da o da çok tatlıydııı.


Beyaz dekorasyon ... Benim için olmazsa olmazlardandır beyaz renk.


Bu evler de Alaçatı pazarına giderken görebileceğiniz , aslında otel olan yerler. Çeşme'ye gelmişken Alaçatı pazarını görmeden kesinlikle dönmeyin. 


Ha bir de akşam değirmenlerin altında sakızlı bir kahveyi manzaraya karşı içmeyi de unutmayın.


Çeşme marinasını hem gece hem de gündüz mutlaka gezin çünkü bol fotoğraflık manzara ile karşılaşacaksınız. 


Ne kadar da hoş değil mi?


İşte merkezin, marinanın tepeden bir görünümü. 


Bol tekneli ve rüzgar değirmenli yukarıdaki fotoğraf ise herkesçe oldukça bilinen, rüzgar sörfü yapılan Çark' a ait.


Son olarak akşamüzeri Alaçatı'nın arka sokaklarından birinden geçerken karşılaştığım bir taş ev ve Ilıca plajı. Plaj pazar günü olduğu için çok çok kalabalıktı. İşte 6 günlük tatilimizde benim gördüğüm gezdiğim yaşadığım hali ile Çeşme bu şekildeydi. Dediğim gibi sezon başı veya sonu gittiğinizde eminim ki daha rahat ve sakin bir Çeşme'de tatil yapabilirsiniz.
Herkese mutlu haftalar.
Devamını oku...

8 Ağustos 2014 Cuma

Geçmişte Yapılanlar

En son, tatil hazırlığıma dair bir şeyler karalamışım. Gitmeden önceki ve geldikten sonraki süreç oldukça yoğun ve yorucu olduğundan ancak güç bulabiliyorum oturup yazmak için. Tatili ve bayramı geçirme amacıyla eşimin ailesinin yanına , Çeşme'ye gittik. Ah şu uçağa binme korkum olmasa çok daha rahat edecektim, bu kaçıncı uçak ile seyahatim, halen ilkmiş gibi gerginlik yaşıyorum.  Her defasında fizikçi rolüm devreye girip; "yerden şu kadar yüksekteyiz, her saniyede yer çekimiyle şu kadar hız kazanılır buna uçağın hızı ,ağırlığı, bagajlar, insanlar vs vs vs eklenince aman tanrıııııım şöyle olur, böyle olur" şeklindeki felaket olasılıkları hesapları ile boğuşur halde oluyorum.  Ve "Daha az önce o şehirdeydik şimdi buradayız" modundaki beyinsel afallama durumunu da eklemeyi unutmayayım. Tam bu hallerden çıkmaya başlamışken de tatil (izin) bitince ne olduğunu anlamadan haydiiii yeniden aynı durumlar. 
İşte bu nedenlerden dolayı , bahsettiğim gücü bulup yazamama süreçleri yaşanıyor. Neyse efendim, toparlanıp kendime gelince bilgisayarı açıp bir bakayım dedim neler kalmış yayınlanması gerekenler klasöründe. Ne göreyim, birikmiş de birikmiş. Hepsine tek tek farklı yazılarda değinmeye kalkışırsam bir türlü güncel yazılara geçiş yapamayacağımdan bir araya getirdiğim fotoğraflar ile az da olsa anlatarak hatırlarını alayım diyorum. Bu arada tatil ile alakalı detayları bir başka yazıya fotoğraf bolluğu nedeni ile ertelemek durumundayım.

Bilindiği üzre Ramazan Ayı 'nı da bayramını da geride bıraktık. Oruç ile birlikte göz önüne gelip hayallerde onlarca yemek uçuşunca iftara ne yapsam diye düşünürken , bu fikirlerinden birini kapıp yapmaya koyuluyor insan. Yukarıdaki fotoğrafta görünen yamuk şekilli çiğ börek de oruç ile krize girmiş açlık halimin yalvarışları sonucu yaptığım ilk çiğ börek denemesiydi. Önceleri anne mutfağında yerken, sonrasında kendi evinizde canınız çekip de yapılma işi başınıza düşen yemekleri ilk defa denediğiniz zaman, diyorsunuz ki ; "Anne olmak, eş olmak, evinin hanımı olmak ne meşakkatli ne emek gerektiren bir durummuş" . Elbette ki sadece yemeklerin yapımı sırasında oluşmuyor böyle düşünceler, bu sadece küçük bir örneği. Sonuçta hayatı, bir yuvayı, eşi , evliliği omuzladığınız zaman başlıyor bayan olmanın gerçek zorluklarını görmek. Evlendikten sonra anneme, annelere karşı aşırı hassaslaşan bir psikolojiye geçtim. Hangi yemeği yaparsam, hele ki annemin sevdiği bir yemekse birden gözlerim doluyor, televizyonda anneler ile alakalı bir şey izlesem yine aynı ruh hali beliriyor. Çocukluğumda, annesini çok üzen biri değildim, benim için dünya varsa yoksa derslerim ve kimseyle paylaşmaya kıyamadığım oyuncaklarım ile oynadığım oyunlardan ibaretti. Ergenlikte de bağırıp çağıran hırçın davranışlar ile esip gürleyen, "ona şunu almışlar, bana neden bunu almadınız, siz beni anlamıyorsunuz " şeklindeki bol tripli gençlerden olmadım hiç. Yine kendi içimde suskun şekildeki düşüncelerimde çözmeye çalıştım her şeyi, kendimi, çevremi. Sonrasında da evlendiğim güne dek annem ile arkadaş gibiydik; sohbetler, kahveler, alışverişler vs vs.
Buna rağmen, ne zaman yalnız kalsam illa ki, annemi üzdüğüm kırdığım anlar aklıma gelir, hüzünlenirim. Kızarım kendime, neden sakin kalamamış, neden anlayamamışım derim. Hani derler ya hep "Anne olunca anlarsın" diye, henüz anne adayı dahi değilim ,ancak şimdiden anlayabiliyorum onu. Eşimi çok seviyorum, şükürler olsun ki (maşallah) mutluyum da ama işte evlilik ile gelen sorumluluklar, zamanın olgunlaştırması daha bir netleştiriyor her şeyi. İşte belki de bu yüzden daha da bir öfkeliyim çevremdeki gençlere, ergenlere, annesini kırıp üzenlere. O kadar öfkeliyim ki öyle düşüncesiz davranan birilerini görünce ; karşısına geçip, omuzlarından tutup, o kişiyi sarsmak ve ona bağırmak geliyor içimden. Aaah ah bir de böyle düşüncesizce davranan, patavatsızca konuşup kalp kıran, bol çeneyle çok bilgiliymiş gibi görünmeye çalışan, yaşı yetişkin ancak beyni ergen kalmış kişiler yok mu; onlarla hiç uğraşmaya değmiyor.Çünkü ne laftan anlayacak aklı vardır, ne de sarssan kendine gelecek bir benliği. Yapılacak tek şey susup rezilliklerini, kendilerini nasıl daha da alçalttıklarını izlemektir.


Konu nereden nerelere geldi :) Yukarıdaki fotoğrafta görünen patlıcanlar da evde patlıcan bolluğu yaşandığı sırada buzluk için hazırladıklarım. Önce kızartıyor, ardından yağlarını süzmesi için dinlendiriyor ve pişirme kağıdı serdiğim tepsiye düzenli şekilde dizip buzlukta donduruyorum. Donduktan sonra buzdolabı poşetlerine yerleştirip yeniden buzluğa atıyorum. Tepside dondurmamın nedeni, yemek için kullanacağım sırada gerekli olan adet sayısınca rahatça alabilmek. Tüm şekilde dondurulduğu zaman ne yazık ki ihtiyaçtan fazla da olsa poşetteki patlıcanların hepsini çözdürmek durumunda kalınıyor.

Ramazan geçti dedik ama hoşafsız Ramazan da olmazdı. Ben de evde bolca bulunan kuru kayısılardan içerisine lezzet ve koku katması açısından tarçın ve karanfil ekleyerek bir hoşaf pişirip sıcak sıcak da fotoğrafını çekmiştim. Sahurda veya iftar sonrasında buz gibi, hafif ve lezzetli. Hem tatlı yerine geçiyor hem de gün içinde kaybedilen suyu yerine koyabilmek açısından yardımcı da oluyor. 


Tatlı demişken 30 günlük süreç içerisinde mutlaka doyumluk, lezzetli bir tatlı da yapılmalıdır Ramazanda. Eşimin ve benim en sevdiklerimizden , revani... Tarifine daha önce blogumda yer vermiştim, dileyenler buradan edinebilirler. 
Herkese mutlu hafta sonları dilerim.

Devamını oku...

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Tatile Hazırlık

Güneşte bronzlaşırken; kulağımda dalgaların sesi, burnumda esintinin getirdiği deniz kokusu, renk renk sokaklar ve bunun yanında bol bol fotoğraf çekmek için 1 haftadan az bir süre kaldı. Tatile kalan süre gibi ne yazık ki tatilimiz için ayırdığımız süre de kısa.  O kadar çok şey var ki yapmak istediğimiz ve zamanın yetmemesinden endişelendiğimiz.  Ancak bunu düşünmemeye çalışarak hazırlıklarıma devam ediyorum. Yazın en sevdiğim yanı da renkleeeer. Kışın gri bulutlarından, koyu renkli boğucu kıyafetlerinden , tonluk ağırlıktaki kaban ve montlardan kurtulmak; bir şort, bir thsirt, parmak arası terlikler, renk renk ojeler ...


Her yer neşe saçan renklerle dolu olsun isteğim, hazırladığım kolyelere de etki ediyor haliyle. Zaman çabucak geçsin, fakat tatilimiz başladığında minik bir salyangoz ile arkadaş olsun ve olabildiğince yavaş geçsin.
Burada gördükleriniz yeni yaptığım kolyeler, daha önce yaptıklarım da var, aaah ah hepsini takacak kadar gün olmayacak ki tatilimizde.  
Hayır hayır, canımızı sıkmak yok, pozitif noktalara odaklanmalı değil mi? 


Şu rengin güzelliğine bakar mısınız ;  ferahlık, huzur verici bir ton,  incecik kumlar üzerine uzanmış dingin açık renkli bir deniz gibi. Sanırım kendimi çok kaptırdım tatil moduna. Filmlerde olur hani, yolculuğa çıkarken dahi çiçekli gömleği ve kendi söyleyip kendi dans ettiği şarkı ile bir karakter, son noktada o hale geleceğim sanırım. 



Bu kırmızı kolyeyi de marin tarzı için hazırladım. Düşündüğüm şekilde bir kolye bulamayınca, neden kendim yapmıyorum dedim ve işte sonuç. 


Renklerin etkisine karşı koyamadığım bir kolye daha. Aslında kordon kısmının zincir olması konusunda kararsızım, belki şık bir kurdele ile değiştirebilirim veya siz daha hoş bir fikir verebilirsiniz. 

Devamını oku...