8 Ağustos 2014 Cuma

Geçmişte Yapılanlar

En son, tatil hazırlığıma dair bir şeyler karalamışım. Gitmeden önceki ve geldikten sonraki süreç oldukça yoğun ve yorucu olduğundan ancak güç bulabiliyorum oturup yazmak için. Tatili ve bayramı geçirme amacıyla eşimin ailesinin yanına , Çeşme'ye gittik. Ah şu uçağa binme korkum olmasa çok daha rahat edecektim, bu kaçıncı uçak ile seyahatim, halen ilkmiş gibi gerginlik yaşıyorum.  Her defasında fizikçi rolüm devreye girip; "yerden şu kadar yüksekteyiz, her saniyede yer çekimiyle şu kadar hız kazanılır buna uçağın hızı ,ağırlığı, bagajlar, insanlar vs vs vs eklenince aman tanrıııııım şöyle olur, böyle olur" şeklindeki felaket olasılıkları hesapları ile boğuşur halde oluyorum.  Ve "Daha az önce o şehirdeydik şimdi buradayız" modundaki beyinsel afallama durumunu da eklemeyi unutmayayım. Tam bu hallerden çıkmaya başlamışken de tatil (izin) bitince ne olduğunu anlamadan haydiiii yeniden aynı durumlar. 
İşte bu nedenlerden dolayı , bahsettiğim gücü bulup yazamama süreçleri yaşanıyor. Neyse efendim, toparlanıp kendime gelince bilgisayarı açıp bir bakayım dedim neler kalmış yayınlanması gerekenler klasöründe. Ne göreyim, birikmiş de birikmiş. Hepsine tek tek farklı yazılarda değinmeye kalkışırsam bir türlü güncel yazılara geçiş yapamayacağımdan bir araya getirdiğim fotoğraflar ile az da olsa anlatarak hatırlarını alayım diyorum. Bu arada tatil ile alakalı detayları bir başka yazıya fotoğraf bolluğu nedeni ile ertelemek durumundayım.

Bilindiği üzre Ramazan Ayı 'nı da bayramını da geride bıraktık. Oruç ile birlikte göz önüne gelip hayallerde onlarca yemek uçuşunca iftara ne yapsam diye düşünürken , bu fikirlerinden birini kapıp yapmaya koyuluyor insan. Yukarıdaki fotoğrafta görünen yamuk şekilli çiğ börek de oruç ile krize girmiş açlık halimin yalvarışları sonucu yaptığım ilk çiğ börek denemesiydi. Önceleri anne mutfağında yerken, sonrasında kendi evinizde canınız çekip de yapılma işi başınıza düşen yemekleri ilk defa denediğiniz zaman, diyorsunuz ki ; "Anne olmak, eş olmak, evinin hanımı olmak ne meşakkatli ne emek gerektiren bir durummuş" . Elbette ki sadece yemeklerin yapımı sırasında oluşmuyor böyle düşünceler, bu sadece küçük bir örneği. Sonuçta hayatı, bir yuvayı, eşi , evliliği omuzladığınız zaman başlıyor bayan olmanın gerçek zorluklarını görmek. Evlendikten sonra anneme, annelere karşı aşırı hassaslaşan bir psikolojiye geçtim. Hangi yemeği yaparsam, hele ki annemin sevdiği bir yemekse birden gözlerim doluyor, televizyonda anneler ile alakalı bir şey izlesem yine aynı ruh hali beliriyor. Çocukluğumda, annesini çok üzen biri değildim, benim için dünya varsa yoksa derslerim ve kimseyle paylaşmaya kıyamadığım oyuncaklarım ile oynadığım oyunlardan ibaretti. Ergenlikte de bağırıp çağıran hırçın davranışlar ile esip gürleyen, "ona şunu almışlar, bana neden bunu almadınız, siz beni anlamıyorsunuz " şeklindeki bol tripli gençlerden olmadım hiç. Yine kendi içimde suskun şekildeki düşüncelerimde çözmeye çalıştım her şeyi, kendimi, çevremi. Sonrasında da evlendiğim güne dek annem ile arkadaş gibiydik; sohbetler, kahveler, alışverişler vs vs.
Buna rağmen, ne zaman yalnız kalsam illa ki, annemi üzdüğüm kırdığım anlar aklıma gelir, hüzünlenirim. Kızarım kendime, neden sakin kalamamış, neden anlayamamışım derim. Hani derler ya hep "Anne olunca anlarsın" diye, henüz anne adayı dahi değilim ,ancak şimdiden anlayabiliyorum onu. Eşimi çok seviyorum, şükürler olsun ki (maşallah) mutluyum da ama işte evlilik ile gelen sorumluluklar, zamanın olgunlaştırması daha bir netleştiriyor her şeyi. İşte belki de bu yüzden daha da bir öfkeliyim çevremdeki gençlere, ergenlere, annesini kırıp üzenlere. O kadar öfkeliyim ki öyle düşüncesiz davranan birilerini görünce ; karşısına geçip, omuzlarından tutup, o kişiyi sarsmak ve ona bağırmak geliyor içimden. Aaah ah bir de böyle düşüncesizce davranan, patavatsızca konuşup kalp kıran, bol çeneyle çok bilgiliymiş gibi görünmeye çalışan, yaşı yetişkin ancak beyni ergen kalmış kişiler yok mu; onlarla hiç uğraşmaya değmiyor.Çünkü ne laftan anlayacak aklı vardır, ne de sarssan kendine gelecek bir benliği. Yapılacak tek şey susup rezilliklerini, kendilerini nasıl daha da alçalttıklarını izlemektir.


Konu nereden nerelere geldi :) Yukarıdaki fotoğrafta görünen patlıcanlar da evde patlıcan bolluğu yaşandığı sırada buzluk için hazırladıklarım. Önce kızartıyor, ardından yağlarını süzmesi için dinlendiriyor ve pişirme kağıdı serdiğim tepsiye düzenli şekilde dizip buzlukta donduruyorum. Donduktan sonra buzdolabı poşetlerine yerleştirip yeniden buzluğa atıyorum. Tepside dondurmamın nedeni, yemek için kullanacağım sırada gerekli olan adet sayısınca rahatça alabilmek. Tüm şekilde dondurulduğu zaman ne yazık ki ihtiyaçtan fazla da olsa poşetteki patlıcanların hepsini çözdürmek durumunda kalınıyor.

Ramazan geçti dedik ama hoşafsız Ramazan da olmazdı. Ben de evde bolca bulunan kuru kayısılardan içerisine lezzet ve koku katması açısından tarçın ve karanfil ekleyerek bir hoşaf pişirip sıcak sıcak da fotoğrafını çekmiştim. Sahurda veya iftar sonrasında buz gibi, hafif ve lezzetli. Hem tatlı yerine geçiyor hem de gün içinde kaybedilen suyu yerine koyabilmek açısından yardımcı da oluyor. 


Tatlı demişken 30 günlük süreç içerisinde mutlaka doyumluk, lezzetli bir tatlı da yapılmalıdır Ramazanda. Eşimin ve benim en sevdiklerimizden , revani... Tarifine daha önce blogumda yer vermiştim, dileyenler buradan edinebilirler. 
Herkese mutlu hafta sonları dilerim.

7 yorum :

  1. bol yemekli bir post olmuş... :))

    YanıtlaSil
  2. teşekkürler :) güzel haftasonları

    YanıtlaSil
  3. of of of... patlıcan varya en çok o benim kralım

    YanıtlaSil
  4. Annenle ilgili duygularina sonuna kadar katılıyorum canım.Nekadar ömrümüz varki büyüklerimizi kıralım.Allah onları başımızdan eksik etmesin.
    Ucak korkusu bende de son birkac ucusumda basladi.Kotu bir duygu :( Kitap okuyarak kafami dagıtmaya çalışıyorum.
    Ramazan hepimizin adına bol kalorili gecmis anlaşılan :)
    İyi tatiller diliyorum sana,sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
  5. uçaktan zaten korkuyorum, birde fizik bilgim olsa ve kafamda hesaplamalar yapsam uçağın düşmesine gerek kalmaz ben kalp krizinden ölürüm sanırım.:)

    YanıtlaSil
  6. mekilacım huhuuuu ben geldim kuzum ne haber nasılsın özledim ya buraları

    YanıtlaSil

1yorum = 1tebesüm, yorumun için teşekkür ederim, beni çok mutlu ettin =)
Google hesabınız yok ise, yorum yapmak için Adı/URL kısmını seçip yorumunuzu bırakabilirsiniz =)